Oyunculuğuyla önemli işler yapan ve sempatik karakteriyle dikkat çeken Buğra Gülsoy, raflardaki en yeni kitabı "Luna" ile karşımızda... Gülsoy'un kalemiyle tanışmamın bu romanla olduğunu söylemeliyim. Ne zamandır okuma listemdeydi, dün Pazar tembelliğinde kitaplığımdan "Beni al!" diye bakıyordu. Daha kapağının güzelliği ve kapağındaki açılış cümlesi olan "Aslolan gerçek, bildiklerinde değil; bilmediklerinde saklı!" ile sizi içine çekiyor roman... Türü distopya hem de en karasından... Anlatımı gayet yalın ve sürükleyici, anlatmak istediklerini süse veya kelime oyununa başvurmadan sürükleyici bir şekilde naklediyor satırlarında Buğra Gülsoy. Satırları, sanki gelecekten günümüze adım atmış da olacakları haber veriyor görünümündeydi. Ana karakterle hemen bağ kurmamızı sağlıyor. Kolaylıkla Adem gibi düşünüp bu kişisel yolculukta onun gibi şaşkınlıkla bakabiliyorsunuz tüm olanlara... Luna karakteri ile bir rehber görevi görüp içimize ışık tutabilmesi romanın sevdiğim bir yanıydı. İkinci olarak sevdiğim şey, tüm insanlık arasındaki ikiliği, kutuplaşmayı, nefreti anlayıp bunun gelecekte savaş gibi çok büyük bir soruna dönebileceğini göstermesiydi (Günümüzde her yerimizi kutuplaşma ve ötekileştirme sarmışken, oldukça manidardı). Üçüncüsü, aşı ve büyük kitlesel güçler hakkında yaptığı göndermelerdi, gerçekten gelecekte büyük bir meseleye dönüşebileceğini görmüş. Ve son olarak da beğendiğim olay, Adem'in insanlığı kurtarma adı altında aslında kendine doğru yaptığı yolculuk, kendine dönüşü, kendi içini aydınlatmasıydı. Çünkü kendi içine yaptığın seyahat her zaman en zoru; fakat en değerlisidir.
İnsanlık, serpentlerle ve karanlığı yayacak her türlü tehlikeyle karşı karşıya... Salgın hastalıklar, hastalık için geliştirilen aşılar, doğal afetler, dünya nüfusunun azalmasını bekleyen