Bir garip rüyâ rengiyle
Uyuşmuş gibi her şekil,
Rüzgârda uçan tüy bile
Benim kadar hafif değil.
Başım sükûtu öğüten
Uçsuz, bucaksız değirmen;
İçim muradına ermiş
Abasız, postsuz bir derviş;
Kökü bende bir sarmaşık
Olmuş dünya sezmekteyim,
Mavi, masmavi bir ışık
Ortasında yüzmekteyim
🤍💫
"Ben ne okudum? Kendime neden bunu yapıyorum" Kitabın son sayfasına gelince sorgulamaya başlamam dışında bir anormallik yok aslında. Evet biraz erken olmuş diyenleri duyar gibiyim :)
Kitap bir platformda karşıma çıkmıstı. Birbirinden kopamayan, ama birlikte de olamayan iki genç insanı anlatıyor diye yazınca, dönemsel olarak tam bana göre bir kitap dedim. Daha çok psikolojik olarak benimle aynı duyguları paylaşan insanların iç dünyasını okuyacağım için heyecanlanmıştım. Ama nafileymiş. Romeo & Juliet’vari hissiyat verip bildiğimiz wattpad tadında ergen bir roman oldu çıktı. Ödüller alınca yine de sonuna kadar gideyim dedim. Birisi okusa bunları gözleri yaşarırdı. Yarım bırakmışlıklarımın yanında :)
Velhasıl kelam okumayın okutmayın edebi değer taşımayan, hiçbir içsel tatmine ulaştırmayan dümdüz metinler ile vakit kaybı.
“Nefsinde olanı bilmeyen Rabbini nasıl bilebilir” sözü daha sonra, “Nefsini bilen Rabbini bilir” şeklinde tasavvufî bir vecizeye dönüşmüş ve zamanla hadis olarak literatüre geçmiştir. Biz kendimizi bilmeyi neden bu kadar kötülüyoruz? Bilakis her şeyden önce kendini tanımalı, bilmeli, anlamalı, bunun için çabalamalısın. Hakkaten ne kötü..
Mizgin Karacan
@mzgn_krcn
·
"Dikkatinizi çekerim, yazılan binlerce sayfa kitap, makale, anketler, deneyler, hep nefs-i emmâre mertebesine yönelik. Çünkü Batı psikolojisi ve psikiyatrisi bu mertebenin üstünü bilmez, yadsır, inkâr eder."