luna

What do we do when things go wrong?
Puan vermedi·88 syf.··
2026 19. kitabı
·
13 günde okudu
·
Okunma: 04 Haziran 2026 13:36
Years ago, when I first spotted this book in a stationery shop, I decided to buy it without even flipping through its pages. On the cover, three men were being carried by the river's current toward an unknown destination. The title revealed little more than the image itself: Three Men in a Boat. Where they were going and why remained hidden between the pages. For some reason, I never got around to reading it. The book sat forgotten on a shelf for years, quietly waiting for me. Then one day I picked it up and finally began. Soon, I discovered why these three men had embarked on such a sudden and peculiar boating trip. Tired of their daily routines and convinced that they were suffering from all sorts of illnesses, they believe an adventure will do them good. Instead, the following two weeks prove far more challenging than expected. They can never quite agree on what should be done or how it should be done. They blame one another, make a mess of simple tasks, and seem incapable of catching a break. Jerome narrates all of this with an exaggerated sense of humor and remarkable wit. In the end, the three companions more or less accomplish what they set out to do. By the time they return to dry land, they are rather proud of themselves. But perhaps this book was written not only to amuse, but also to make us reflect. As we accompany these three friends like an invisible fourth passenger, we spend much of the journey wanting to step in and sort things out for them. And yet, when things go wrong in our own lives, what exactly do we do?
Three Men İn a BoatJerome K. Jerome · Literart Yayınları · 20151,027 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
7/10
·112 syf.··
2026 14. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 16 Mayıs 2026 13:29
Deneme okumayı severim. Zira roman ve şiire nispetle, kalem sahibinin hakikî düşüncelerini, hayat telakkisini daha cüretkâr ve pervasız bir surette aksettiren bir nev’idir bu düzyazı. Ahmet Haşim’in sembolizmin Türk edebiyatındaki mühim mümessillerinden olduğunu nazar-ı itibara alırsak, Fransız edebiyatından Charles Baudelaire’i muhabbetle okuyan biri olarak, onu örnek ittihaz eden bu yazarın eserlerine büyük bir iştiyakla başladım. Söylemekte fayda var ki, hakikaten bu kitapta Paris Sıkıntısı ’nın izlerine tesadüf etmek mümkündür. Hattâ gûyâ her ikisi de aynı kalemden çıkmışçasına müşterek bir lisanla kaleme alınmıştır. Bunlara ilâveten, eski Türkçe ile kaleme alınmış eserlerde, bugün idraki müşkil kelimeleri tahlil etmeye çalışmak bana ayrı bir zevk verir. Bu itibarla Hâşim, sanat için sanat telakkisiyle yüksek perdeden icra ettiği tasvirleriyle beni kendine celbetmiştir. Ne var ki, Hâşim’in bu eserinde ele aldığı mevzuların ekserisi alâkamı celbetmedi. Paris’i âdeta körü körüne bir hayranlıkla tebcil etmesi, bunu yaparken İstanbul’u kirli bir şehir gibi gösteren mukayeselerle kendi tezini tahkim etme gayreti fazlasıyla barizdi. Bu hâliyle kaleme aldıkları, ilk defa yurt dışına çıkmış yeniyetmelerin hissettiği içi boş hayranlık duygusunu andırmaktadır. Bunlardan onu tefrik eden yegâne unsur ise anlatım kudretidir ki, bu kudretin bariz olgunluğu okuyucuyu metne raptederek okumaya sevk eder. Diğer bir husus da şudur ki, Hâşim kadınlar hakkında yer yer tutarsız ve haddini mütecaviz yorumlar yapmaktan geri durmaz. Satırlar arasında bir nevî ukelâlık nazar-ı dikkatimi celbetti. Evlilik fikrini istihfaf etmiş, zaten izdivaç etmemiş bir kimse olarak, ancak farazî kalabilecek derecede az tanıdığı kadınlar hakkında kanaatlerini tasfiye etmediği aşikârdır. Evvelce şiirlerini de
Bize Göre ve Bir Seyahatin NotlarıAhmet Haşim · İthaki Yayınları · 20221,804 okunma
5/10
·160 syf.··
2026 13. kitabı
·
12 günde okudu
·
Okunma: 15 Mayıs 2026 14:19
"But, alas, I had done what I had determined not to do; I had slipped unthinkingly into praise of my own sex." (page: 121) A Room of One's Own is best understood when we first reflect on what feminism actually represents. Is it merely a demand for equality? Or a rebellion against centuries of imposed roles and limitations placed upon women? Even today, when we read about the historical denial of women’s most basic rights and freedoms, we are still surprised, perhaps because contemporary society presents such a different image of gender roles. Let us imagine a world in which women were confined solely to domestic responsibilities: raising children, sewing, and managing the household, often forced into marriage and denied access to education. A world in which they had no private space, not even half an hour truly their own. In Woolf’s argument, the absence of such material and intellectual space explains why fewer women emerged as successful writers. Without a room of one’s own, she suggests, a woman is also deprived of an inner world that belongs to her alone. Nothing is truly hers; everything is defined through ownership by men. Even the impulse to resist such conditions is gradually suppressed. Woolf’s writing carries a clear sense of intellectual rebellion. She questions why women could not live as freely as men, and imagines the creative potential that might have emerged under equal conditions. She also attempts to explain male claims of superiority through psychological and social patterns: insecurity masked as dominance, and the need to define oneself as superior to at least half of society in order to compensate for internal doubt. Meanwhile, women, historically excluded even from libraries and formal education, were denied the very conditions necessary to
Feminizm
A Room of One's OwnVirginia Woolf · ‎Penguin Classics · 202048,2bin okunma
-Spoiler-
Puan vermedi·112 syf.··
2026 12. kitabı
·
22 saatte okudu
·
Okunma: 09 Mayıs 2026 18:51
Yılkı Atı, sessiz bir acıyı tasvir ediyor. Bu yönüyle Al Midilli eserini çağrıştırsa da pek farklı bir yönden onu; insanın zaaflarını hayvanlar ile kurduğu bağ ile gözler önüne seren, bu sefer Türk edebiyatından yine bir başka novella ile bağdaştırmak mümkün: #k:9539. Demem o ki, eğer Yılkı Atı'nı sevdiyseniz, bu kitaplara da bir şans verin. Yılkı Atı'na dönecek olursak, vaktiyle sahibi tarafından çok sevilen ve satılmaya bile yanaşılmayan at; devran dönünce terk edilir. İşte okurun vicdani sorgulaması da burada başlar. Yılkıya bırakılan at, gün geçtikçe güçten düşer. Öleceğini anlayan köylülerden biri ona acır da kapısını açar. Onu besler, ona bakar... Ancak yine komşularının dedikodularından kaçamaz. -Hıdır Emmi'ninki de gösteriş... Sanki hayır, sevap bir ona kaldı. -O da biliyor kısrağın gebereceğini. Gözü derisinde... Yani kitap, bu kez de toplumun bireye yaklaşımını sorgulatır bizlere. Ancak bununla kalmaz, pişmanlığın sonuçlarını da gösterir. Bir mucize olur, iyileşiverir at. Eski sahibine müjde, bir tavuk karşılığı verilir: Dorukısrak yaşıyor. Böylece İbrahim tayı salar. Yavrusuyla birlikte eski kısrağına kavuşacağını sanar ama onlar çoktan sırra kadem basmıştır. Durumu anlayınca bir kedere gömülür. Gecesini gündüzünü sadece atları beklemeye adar da, boşunadır. Kısrağa giderken taydan olmuştur. Hayıflanışı sadece buna değildir. Sorup soruşturdu mu, köylüler "Biz görmedik." diyecek, içlerinden kıs kıs güleceklerdir. "Çok bir alâ olmuş. Çok bir ilâyıklı olmuş. Allah ahı yerde bırakır mı? Hem de ağızsız, dilsiz hayvanın hakkını... Eden bulur." -Bir elime geç kısrak, bir elime geç. Sana bir dünyanın zulmunu yapmazsam... deyip durur İbrahim ama geri dönmeyecektir kısrak. Böylece hırsından kendi kendine sövüp durur. İnsanın acizliğini, toplum ve birey arasındaki
Yılkı AtıAbbas Sayar · Ötüken Neşriyat · 20268bin okunma
İnsan mıyız robot mu?
6/10
·271 syf.··
2026 11. kitabı
·
32 günde okudu
·
Okunma: 07 Mayıs 2026 16:52
Jules Payot'un İrade Terbiyesi adlı eseri yazıldığı dönemden bu yana pekçok toplumda başucu kitabı haline gelmiş, insanların beğenisini kazanmıştır. Ben de o sebepten; "Disiplini bu kitaptan öğrendim." diyen, bu kitabı daha önce okumadığı için pişman olduğunu dile getiren okurların tavsiyesine uydum. Aldım, başladım okumaya. Ne var ki, kitap pekçok kişisel gelişim kitabından farklı bir perspektif sunmuyordu. "Yapmalıyız, etmeliyiz" dolu sayfalarda aklımda tek bir soru vardı: "Nasıl?" Çünkü lafla peynir gemisi yürümüyor arkadaşlar. Bugün bir karar alıyoruz ancak yarın kaçımız o kararların arkasında durabiliyor? Bu noktada kitabın, bizi zaaflarımızla yüzleştirecek kadar ilham verici olduğunu söyleyemeyeceğim maalesef. Buyurun size zaten hepimizin âşinâ olduğu ancak bu kitabın tekrar değindiği nüansları kısaca sıralayayım. 1. Başladığınız her işi bitirin. Önceden planlayın ve kendinize hedef koyun. Vaktinize önem verin. Verimsizleşince devam etmeyin. Aynı anda bir sürü iş yapmayın. 2. Devam edin. Motive olun. Zaaflarını fark edin, kendinize potansiyel sonuçları hatırlatın. Tembellik sadece başarısızlık getirir, bu da kendinizle gurur duymanızı sağlamaz. 3. Beden sağlıklı kalmalıdır. Yorgun beden, zihin enerjisi sarf edemez. Zorlayıcı fiziksel aktiviteden kaçınması gerektiği gibi, erken yatıp erken kalkmalıdır. Bununla birlikte insan asla haddinden fazla uyumamalıdır. 4. Kendimizi tanımalıyız. Özgürlüğün fazlası da zararlıdır. Neysek o olduğumuz doğru değildir. Hepimiz daha iyisi olabilmek için çalışmalıyız ve potansiyelimize kavuşmalıyız. 5. Arkadaş seçimi sanıldığından daha önemlidir. Aptallık bulaşıcıdır. Tembellik ve şehvet insan için en büyük tuzakları kurar. Evet, işte kitabı okumuş kadar oldunuz sayın kitapseverler. Tüm bunların 270 sayfada çeşitli
İrade TerbiyesiJules Payot · Olimpos Yayınları · 202138,4bin okunma