Serinin yedinci kitabına kadar ara kitaplarda inceleme yazmadım. Tüm kitapları bir bütün olarak değerlendirip bıraktığı son hissi değerlendirmek istedim. Tüm seriyi arka arkaya okumadım. Araya birer kitap gelecek şekilde tamamladım. Fantastik okumayı çok severim, kültleri okudum. Witcher serisi benim için bitmesini istemediğim bir macera oldu. Bazı okurlar hikayenin sonundan biraz memnuniyetsiz şekilde okumayı tamamlamışlar. Ben hikayenin bitiş şeklini de çok beğendim.
Kader ve yazgı gibi geleneksel kavramlar bu kadar fantastik bir bağlamda ve alışılmışın dışındaki şekilde ancak bu kadar güzel anlatılabilirdi. Ana karakterlerin birbirinden farklı hedeflerinin, hırslarının beklentilerinin, bireysel mutluluğu hedefleyecek ve daha minimal bir yaşamı özleyecek şekilde değiştiğini gözlemlemek çok güzel. Genç sayılabilecek yaşımda kitaptan çıkardığım temel derslerden birisi de bu. İster şan şöhret için, ister intikam için istersek de sevdiklerimiz için yorucu ve epik maceralara atılalım; günün sonunda kendi iç dengemizi sağlamanın ne kadar kıymetli bir hedef olduğunu fark ediyoruz.
Son kitabın sonunda Geralt’ın artık hiçbir politik, toplumsal olaya karışmama kararı alması yukarıda bahsettiğim ruhsal dönüşümün en güzel ve en taze örneklerinden. Kader motifi o kadar güzel işlenmiş ki; yine Geralt’ın sonu artık kendini soyutlamaya çalıştığı kaos getiriyor. Hırsları olan, devletler ve milletler arası bir güç isteyen, her şeyi kontrol etmek isteyen ve istediğini elde etmekte gözü kara olduğu yansıtılan Yennefer karakteri bile hikayenin sonunda minimal düzeyde ve bireysel huzuru önceliyor.
Ciri’nin bir prenses olarak başladığı serüveninin bir çok sıfatla yer değiştirerek evrildiği son noktada; kendi tacından ve kan bağından, sevdiği arkadaşlarından, intikamından ve en son da