nereye gidiyoruz baba'dan sonra okudum bunu. ilk kitabı da ismine bakarak almıştım. insanların anne babalarıyla olan ilişkilerini kendilerinden duymanın hoşuma gittiğini fark ettim. daha doğrusu merak ediyorum. bu bağlamda doyurucuydu. çok basit cümlelerde sıradan olaylarda ilişki kurmak da hoşuma gitti.
"Babam bana bir bisiklet sözü vermişti. Uzun zamandır bunun hayalini kuruyordum." küçükken uykuya dalmadan tüm mahalleyi bana söz verilen hayali bisikletimle kaç kez turladığımı hatırlattı.
En çok da kendimiz olma isteğiyle başkalarına benzememiz sağlanır. Ekonomik karar alıcılar ve iletişim guruları konformizm gölünün dibine pırıl pırıl ve ışıl ışıl bir kendilik hayaleti bırakırlar.
Eğer güçlü olana isteksiz ve acı içinde boyun eğiyor olsaydık, ellerinde bulundurdukları gücün hiçbir hükmü olmazdı. Onları ayakta tutan bizdeki abartılı boyun eğme eğilimidir. Baskının merkezinde, bir hazzın muammasında, bir dostluğun gizinde kendine yer bulur aşırı itaatkârlık.
Onun için trajik olan, boş bir göğün karşısına koyabileceği tek şeyin kırılgan inancının oluşudur. Bu boşluk yokluk boşluğu, olmayışın boşluğu değildir. Bu çekilip gidenlerin arkalarında bıraktığı boşluktur. Böyle bir durumda itaat etmemek bir umutsuzluğun dile getirilişidir, cevap bulamayan bir kışkırtmadır.