Bununla birlikte, ölüm birtakım yasalara tabidir adeta. Genellikle, örneğin anne babaları çok uzun yaşayan veya çok genç olen kişilerin kendilerinin de sanki mecburen aynı yaşta öldükleri söylenir, kimileri tedavisi mümkün olmayan hastalıklarla, kederlerle yüz yaşına kadar yaşar, kimileri ise, mutlu ve sağlıklı bir hayat sürmelerine rağmen, o kadar duruma uygun ve (mizaçlarında derin kökleri bulunsa da) o kadar tesadüfi bir hastalıkla aynı kaçınılmaz tarihte, genç yaşta can verirler ki, hastalıkları ölümün gerçekleşmesi için zorunlu bir formalite gibi görünür. Acaba kaza sonucu ölümler bile -Saint-Loup'nun belki de anlatmayı gerekli bulmadığım birçok bakımdan kişiliğiyle bağlantılı olan ölümü de buna bir örnektir- önceden belirlenmiş, sadece tanrılar tarafından bilinen, insanların göremediği, ama yarı bilinçsiz, yarı bilinçli bir hüzünle açığa çıkan (ve hatta bilinçli olduğu ölçüde, başkalarına tam bir samimiyetle, içten içe kurtulacağımıza inandığımız, ama gerçekleşecek olan bir felaketi haber verircesine ifade edilen), onu içinde bir nişan gibi daima taşıyıp hisseden kişiye özgü mukadder tarihler olamaz mı?