hırsızı, düşmüş kadını, aldatılmış bir budalayı anlatın, anlatın ama bunların da insan olduğunu unutmayın. Sizin için insan diye bir şey yok mu? Yalnız kafanızla yazmak istiyorsunuz. Düşünmek için kalpsiz olmak gerekir sanıyorsunuz. Hayır, düşünmeyi besleyen sevgidir. Düşen adama el uzatın, mahvolan bir adamın haline ağlayın, onunla alay etmeyin. Sevin onu! Onda kendinizi görün ve ona kendinizmiş gibi bakın.
İşte o zaman yazdıklarınızı okur ve önünüzde eğilirim. Hırsızı, düşmüş kadını anlatıyorlar da insanı unutup, anlatmıyorlar. Sanat bu mudur, bu mudur bulduğunuz büyük edebiyat? Kötülüğü, çamuru gösterin ama rica ederim, buna edebiyat demeyin.
Zavallı dostum, batmışsın sen, boğazına kadar batağa batmışsın, gidiyorsun. Biçare, işinden başka hiçbir şey göremez, duyamaz, konuşamaz olmuş. Ama böylelerinin önü açıktır, yakında büyük işler başarır, en yüksek mevkilere yükselir... Bizde buna kariyer sahibi olmak diyorlar. Bunun için zekaya, iradeye, ruha gerek yok, bütün bunlar lüks. Bu adamın hayatı böyle geçip gidecek ve ruhunun birçok yanı hiç bir zaman gelişmeyecek.
Beni kendime ördüğüm kozanın dışına çıkarmaya çalışıyordun, farkındaydım. Ben de sana en sevdiğin yazarların -Tezer Özlü ve Sevim Burak'ın- dünyalarına kapanmamanı, diyelim Memduh Şevket'i de okumanı öneriyordum, farkındaydın. Senin çabanın işe yaradığı kuşkusuz da benimkinden o kadar emin değilim. Belki bazı kişilikler, kozadan çıkmak istemiyorlardır; o, ölüm kozası bile olsa.