Gençlerin çoğunun Tanrı inancını yitirdiği ve bunu vaktiyle atalarının Tanrı'ya inandığı gibi, yani niye olduğunu bilmeden yaptığı bir zamanda doğdum. Ve insan ruhu düşünmek yerine hissettiğinden, bundan dolayı da doğal olarak eleştiriye yöneldiğinden, bu gençlerin çoğu Tanrı' nın yerine insanlığı koydu. Ben ne ne olursa olsun ait olduğu ortamın kıyısında duran ve yalnızca bir parçası olduğu kalabalığı değil, aynı zamanda yanı başındaki büyük boşlukları da görebilenlerdenim.
Sus!” diyorum. “Lütfen. Şu an, dünya üzerinde konuşanları düşün. En az altı
milyar insanın yarısı konuşuyor. Bir şeyler anlatıyor. Ne büyük bir ses! Ne
büyük bir gürültü! Dinle! Çin’de üçüncü çocuğunu aldırmak için doktora
yalvaran kadını, Macaristan’da dilenen adamı, Kanada’da karşısındaki erkeğe
kur yapan erkeği. Duy bunların hepsini. O milyarlarca insanın hep birlikte
konuşarak yarattıkları korkunç gürültüyü dinle!
Lütfen, sen de katılma bu gürültüye”
Belki de yardım istemeliydim bir terapistten. Ruhumu iyileştirecek birinden.
Bir bilim adamından. Ne kadar komik olurdu bürosundan kendimi iyi hissederek
çıksaydım. Bana verdiği tavsiyelere inanıp uygulamaya çalışsaydım ne kolay
olurdu. Bana bir hastalık ismi verip reçete yazsaydı. “Manic depression!”
deseydi. Ben, “Hendrix’in bir şarkısı o!” deseydim.