"Ne yapıyorsun?" dedim.
"Bu bana epeydir okuduğun en iyi öyküydü," dedi hala alkışlayarak.
Güldüm. "Gerçekten mi?"
"Gerçekten."
"Bu... büyüleyici," diye mırıldandım.
"Büyüleyici ne demek?"
Güldüm. Onu sımsıkı kucakladım, yanağına bir öpücük kondurdum.
"Hey, neden yaptın bunu?" diye sordu; şaşırmış, kızarmıştı.
"Sen bir prenssin Hasan. Sen bir prenssin ve ben seni seviyorum."
"Çalmaktan daha kötü bir suç yoktur, Emir," dedi Baba. "Kendisine ait olmayan bir şeyi alan insan, bu ister bir can olsun isterse bir dilim nan... aşağalıktır."
Yıkık, toprak bir duvarın arkasına çömelmiş, donmuş derenin yakınındaki dar, çıkmaz sokağa bakıyorum. Üzerinden çok uzun zaman geçti; ama geçmiş için söylenenler yanlış. Ben onun nasıl gömüleceğini öğrendim. Her ne kadar geçmiş pençeleriyle kendine bir çıkış yolu açmayı becerse de. Şimdi düşününce, o boş sokağa son yirmi altı yıldır bakmakta olduğumu fark ediyorum.