Kitap, Chimamanda’nın -yazarın- yakın bir arkadaşının kız çocuğunu nasıl büyütmesi gerektiğini sormasıyla başlıyor. Yazarın arkadaşına yazdığı mektupları okurken senelerdir aklımdan geçen
“Hayatı yaşamıyorsan başkasını değil, kendini kaybettiğin için aslında.”
Bu kitap uzun zamandır aklımda olan, okumayı beklettiğim bir aforizmaydı. Daha fazla bekletmeyip okuduğum için mutluyum çünkü insanı boğan düşüncelerine teselli olacak bir sürü gerçekle yüzleştiriyor. Aslında duymayı beklediğimiz çok basit cümleler var ve bu kitapta tam da o cümlelerin yardımıyla buruk tarafımızı biraz da olsun sarabiliyoruz.
“Başkasının seni sevdiğini ne kadar hissettiğini bir kenara bırak, sen kendine sevildiğini en son ne zaman hissettirdin?”
Kitabın başlarında diyordu ki hayatımıza aldığımız herkeste kendimizden bir yansıma buluruz. Fark ettim ki kendimize vermek istediğimizi sevgiyi -sanki hakkımız değilmiş gibi- parça parça çevremizdeki insanların özelliklerini severek yapıyoruz. Günün sonunda kendimizi sevmek için bilerek ya da bilmeyerek çabalıyoruz. Belki de başarısız oluyoruz.
Bu nedenle kendimize olan sevginin önemini birçok kez vurgulaması çok güzeldi. Her şeye rağmen umut aşılayan, sıcak, buruk, hayattan bir kitaptı.
“Tek gerçek var, o da zamanın dolduğunda dünyada olmayacağın… Böyle bir gerçek varken hiçbir şey sandığın kadar gerçek değil aslında.”
Yaşamak, istediğimiz şekilde özgürce yaşamak… Her kelimesinde ince bir ruh saklıydı. Uzun lafın kısası çok sevdiğim bir kitap oldu. Herkesin okuması gerekiyor. Sadece güzel olduğu için insana farkındalıklar kazandırdığı için de.
Kendine İyi BakArda Erel
Gurur ve Önyargı hakkında dönen birçok farklı görüş var ve hepsinin ucu bir şekilde çok karakterli olmasına geliyor. Kitabın başlarında her ne kadar kimin kim olduğunu anlamayıp ya da neler döndüğünü
Çok tatlı, çok şirin bir kitaptı. Bel karakteri kendimle birçok yönden benzerliğini bulduğum nadir karakterlerden bir tanesi oldu. Ne yapacağını bilememesi, düşünce şekli ve davranışlarıyla çok güzel, şapşik bir karakterdi. Kendine has bir tarzı olması bir yana oldukça da zeki bir karakter olduğundan kendisini öz evladımmış gibi gururla okuduğum birçok sahnesi de oldu...
Teo da en az Bel kadar içime sinen bir karakter oldu. Zengin, hatta okuldaki çoğu kişinin cazibesini kazanmış olan erkek karakterler belki klişe olsa da Teo karakteri bunlara rağmen tamamen farklı bir tutumda ilerleyen, çok düşünceli ve yine tatlı bulduğum biri oldu. Yazar iki karakteri de çok özel işlemiş. İkisi de çok doğaldı gerçekten.
Kitabın tamamını tatlı bir tebessümle okudum Hem sürükleyici, hem de merak uyandıran, farklı, yeri geldiğinde sakin ama bazı sahnelerinde oldukça heyecanlandıran özellikle de 12-17 yaş arasında okunursa benim sevdiğimden daha da çok sevilecek bir kurguydu. Mekanik Romantizm
Öncelikle bu bir öneri yorumundansa bir nevi günlük diyebileceğim bir yazı olacak çünkü belki duygular daha kolay gözlerime ulaşabilse kolaylıkla başında ağlayacağım şeyler okudum. Bazı yazılanları bizzat yaşadığımdan hissettim, bazı yazılanları empati yaparken hissettim. Ama hissettim. Gerçek anlamda. Bayağı.
Neyse, olay şu ki her bir kelimesini okumak ayrı özeldi. Okuduğum her şeyden olabildiğince iyi veya kötü bir bakış açısı kazanmaya çalışırım ve Güneş ve Onun Çiçekleri eseri bana çok geniş bir bakış açısı, kendi içimde hesaplaştığım çoğu şeyi "solmak, dökülmek, köklenmek, uyanmak, çiçeklenmek" şeklinde öğretti ve içime işledi.
Okurken hem bu kadar güçsüz hem de bir yandan da bu kadar güçlü hissettiğim tek eser oldu.
"iyileşmek için
ta köküne
ulaşmalı
yaranın
ve öpe öpe çıkmalı en yukarıya" Güneş ve Onun Çiçekleri