Gurur ve Önyargı hakkında dönen birçok farklı görüş var ve hepsinin ucu bir şekilde çok karakterli olmasına geliyor. Kitabın başlarında her ne kadar kimin kim olduğunu anlamayıp ya da neler döndüğünü çözememek bocalatsa da sırf bu yüzden bu eseri okumamak kitaba değil, kendinize yaptığınız bir yazık olurdu.
Şunu demeden geçmeyeyim ki karakter çokluğundan dolayı okumayı erteleyenlerden biriydim. Hatta bu kitabı hiç okumayacağımı düşünüyordum. Bunun sebebi ise ilk iki bölümüne şans verip açıkçası hiçbir şey anlamamamdı. Birçok karakterli olduğu için anlamak başta zor geliyor, eh dolayısıyla da sıkıcı.
Fakat Gurur ve Önyargı yeni bir oyunu öğrenmek gibi. Süreçler birbirine çok benziyor, bknz. bir arkadaşınız size yeni bir oyunu öğretirken aklınız karışır çünkü çok fazla kural vardır. Ama sonra ilk birkaç tur sabrettiğinizde oyunun çok zevkli olduğunuzu çözerseniz ve devamı ip söküğü gibi geliverir.
Ben de bu kitabın başına “ha gayret, ya şimdi ya hiç” diyerek oturdum. Bu sefer karakterlere karşı daha sabırlı bir tutum içindeydim. Aşağı yukarı iki günde bitirerek süreci olabildiğince uzatabildim ki uzun solukta bitirmek istediğim halde böyle oldu. Her ne kadar uzun bir roman sayılsa da Jane Austen’in yazım dili inanın hikayeyi alıp götürmeye başlıyor. Ben özellikle Son 200 sayfasını hiç sıkılmadan okudum ama zaten 30’lardan sonra anladığım şuydu ki kitabı zevkle okuyacaktım. İddia ediyorum siz de en geç 50’lerden sonra böyle düşüneceksiniz.
Çok karakterli olması nedeniyle Elizabeth’in arkaba karşamasına da çok giriliyor. Kitap bitinceye kadar bu durumdan şikayetçi değildim çünkü hiçbir olay sıkıcı veya merak uyandırmayan türden değildi. Gerek diğer kardeşlerin eş arayışları olsun, gerek diğer akrabaların veya arkadaşların başından geçenler de en az başrol karakterlerin