Hem beni, hem kendini mahvedecek zehri hazırladığını görmüyor, hissetmiyor; mahvolmam için bana uzattığı kâseyi büyük bir zevkle sonuna kadar içiyorum.
İnsan yazgısı, payına düşene katlanmaktan, sunulan kâseyi sonuna kadar içip bitirmekten başka nedir ki?
Kısaca nasıl ki eskiden tüm mutlulukların kaynağı bendeyse, şimdi de tüm üzüntülerin kaynağı içimde saklı... Bu yürek şimdi ölmüş durumda, artık ondan dışarıya yansıyan hiçbir coşku yok, gözyaşlarım kurudu, artık beni canlandıran gözyaşlarımın ferahlatamadığı düşüncelerim kaşlarımın endişeyle çatılmasına neden oluyor.
Peki ben bunu niye anlatıyorum? Beni korkutan ve inciten bir şeyi neden kendime saklamayıp anlatıyorum? Niçin hem kendimi, hem de seni üzüyorum? Niçin bana acıman ve beni eleştirmen için sana fırsat tanıyorum? Bu da benim yazgımın bir parçası galiba.