•Bazı kitaplar vardır, daha ilk sayfalardan itibaren seni kendi atmosferinin içine çeker ve bir süre sonra sadece okumaz, yaşamaya başlarsın… Köprü Kralı benim için tam olarak böyle bir kitaptı. Sayfaları çevirdikçe gerçek dünyadan uzaklaşıp tamamen o karmaşık, yoğun ve duyguların sürekli birbirine karıştığı atmosferin içinde buldum kendimi. Bir noktadan sonra kitabı okumuyordum resmen kitabın içinde yaşıyordum.
•Son zamanlarda içine en çok kapıldığım kitaplardan biri olmasının yanında, bu kitap aynı zamanda M. Akyüz’ün kalemiyle tanıştığım ilk kitaptı. Ve dürüst olmak gerekirse böyle etkilenmeyi hiç beklemiyordum. Yazarın anlatımı o kadar akıcıydı ki sayfalar su gibi aktı. Ama sadece akıcılığı değil, karakterlerin hislerini okuyucuya geçirme şekli de aşırı güçlüydü. Bazı sahnelerde gerildim, bazı sahnelerde duygusal olarak tamamen çöktüm, bazı yerlerde ise karakterlerin yaşadığı karmaşayı birebir hissettim.
•Pars Tuna gerçekten unutulacak bir karakter değil. Dışarıdan bakıldığında sert, mesafeli ve herkesin korkup geri çekileceği biri gibi duruyor ama satırlar ilerledikçe onun içindeki kırılmış tarafları görmek beni ona daha da bağladı. Özellikle sevdiği insanlara karşı gösterdiği korumacı tavır, her şeyi kendi içinde yaşamaya çalışması ve duygularını bastırma şekli karakteri çok gerçek hissettirdi bana. Onu okurken bazen aşırı sinirlendim, bazen “neden böylesin?” diye söylendim ama aynı zamanda hissettiği ve hissettirdiği şeyleri de görmezden gelemedim, napalım seviyoruz.
•Miray ise hikâyenin duygusal tarafını inanılmaz güzel taşıyordu. Güçlü durmaya çalışırken içten içe yıpranan kadın karakterleri okumayı zaten çok seviyorum ama Miray’ın yaşadığı duygular bana gerçekten geçti. Özellikle bazı sahnelerde hissettiği çaresizlik, kırgınlık ve buna rağmen dimdik