meltem

Doğulu kadınların "hiçbi­rinin yüzünde herhangi bir zeka belirtisi"ne rastlamadığından ve ha­remde bu kadınların ete indirgenmiş bedenleri tarafından "insanlığın tümüyle ve ümitsizce yok edilmiş" olduğunu "saptadığı"ndan, Mar­tineau'nun isteği, Nil nehrinin kabarıp "bütün bu rezaleti" sular altın­da bırakmasıdır. Kendisine bir yer açma çabası içinde "öteki kadın"ı sadece tarihten değil, yeryüzünden silme isteğinin ne ilk, ne de son örneğidir bu.
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Feminist teorinin sınıf, ırk, etnik aidiyet, ulus gibi diğer analitik kategorilerin kullanımını reddetmeksizin onlarla birlikte toplumsal cinsiyetin de incelemeye katılmasını öngö­ren yöntemi, araştırma sonucunda ortaya çıkan tablonun daha eksik­siz ve gerçeğe yakın olmasını sağlıyor ve yalnızca kadınların duru­muna değil, erkeklerin durumuna ve her iki cinsin birbirleriyle kar­şılıklı ilişkilerine bakabilme olanağı veriyor.
Bilimler alanındaki eleştirinin en çarpıcı sonuçlarından biri, kadınların, bilgi üretimi sürecinden dışlanmışlığına ve dünyayı tanımlama, anlamlandırma olanağından yoksun bırakıla­rak deneyimlerinin görünmez kılındığına dikkat çekmek oldu.
Erkekler, kamusal işleri olduğu gibi yazılı sözü de tekellerinde tutuyorlardı. Bu arada kadınlara da bazen tarihte yer verildiği oluyordu: Bunlar, çoğunluk­la dinsel inançları ya da yarattıkları skandallar nedeniyle üne kavuşmuş kadınlar olurdu ama elbette onlar "minör" tarihin konusuydu­lar; sadece anekdot anlatmaya yararlardı!
Yalnızca erkek, istisnayı kendisine kural edindi. O, alışılmadık biçimde, kör, bilim cephesinden de destek alarak ve dejenere olmuş bir biçimde, aydınlanma ve aklın yüzyılında görülmedik bir bilgisizlik ve despotizmle, bütün entelektüel yeteneklere sahip bir cinsi boyunduruk altına almak istiyor. O, devrimin getirdiklerinden yararlandığını iddia ediyor; daha fazlasını söylememek için, eşitlik hakkını öne sürüyor.