Muhammed Ali Sünnetçi

Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Dini vesile ederek, dini tepelemek ve Abdülhamîd'i devirmek taktiğinin mazlumları, İstanbul meydanlarını dehşete boğan üç ayaklı sehpalarda, bir sürü gafil, belki de safdil insan oldu. Hareket Ordusu, bedavadan vaziyete hâkim olunca Örfi İdare ilân etti, (Divan-i Harb)ını kurdu ve dönmelerden ilk Türk zabiti olan, Avcı Taburları kumandanı Binbaşı Remzi Bey'i (Remzi Paşa) bu Divan-ı Harp işine memur ederek, <<<Şeriat isteriz>> diye bağırttığı gafillerin elebaşılarını teker teker ipte sallandırdı.
Sayfa 32
Ulu Hakan, hal'in tebliğinde «Takdir Allahındır>>> meâlinde <<Yâsin>> sûresinden bir âyet okumuş, peşinden Esad Paşa'ya Yahudi Karasu'yu göstererek demiştir ki: <<< Türklerin Padişahı ve Müslümanların Halifesi olan bana, hal'ini tebliğ için şu yahudiden başkasını bulamadınız mı? Bu adamı siz, Türk ve Müslüman olarak karşıma çıkarmaktan utanmıyor musunuz?>>> Derken Selanik'e, yahudiliğin Abdülhamîd'den intikamı halinde Selânik'in yahudi Alâtini köşküne gönderilişi... Abdülhamîd'in Selanik'e gönderilişine ait, Başkâtip Ali Cevat Bey'in <<Fezleke>sinden, vesika mahiyetinde bir tesbit: <<<Geçen çarşamba gecesi saat yedi raddelerinde Abdülhamîd-i Sâni, ihzar olunan bir tren ile Selanîk'e gönderilmiştir.
Sultan Abdülhamid Han'ın Ruhaniyetinden İstimdat
Nerdesin sevketlim, Sultan Hamid Han? Feryâdım varır mı bârigâhina? Ölüm uykusundan bir lâhza uyan, Su nankör milletin bak günâhına. Tahkîre yeltenen tâc ü tahtını Denedi bu millet kara bahtını Sınadı sillenin nerm ve sathını Rahmet et sultanım suz-i âhına. Târihler ismini andıgı zaman, Sana hak verecek, ey koca Sultan; Bizdik utanmadan iftira atan, Asrın en siyâsî Padişâhına! “ Pâdişah hem zâlim, hem deli “ dedik, Ihtilâle kıyam etmeli dedik; Şeytan ne dediyse, biz 'beli' dedik; Çalıstık fitnenin intibahına. Dîvâne sen değil, meğer bizmişiz! Bir çürük ipliğe hülyâ dizmişiz! Sade deli değil, edepsizmişiz! Tükürdük atalar kıblegâhına! Sonra cinsi bozuk, ahlâkı fena, Bir sürü türedi, girdi meydana. Nerden çıktı bunca veled-i zinâ? Yuh olsun bunların ham ervâhına!
Meşrutiyeti ilân ettikten ve Mebusan Meclisini açtıktan sonra memleket meselelerini millî iradeye ve hakkını Allah'a havale etmiş bir Halife ve Padişah sıfatiyle sessiz ve hereketsiz, sarayında oturan ikinci Abdülhamid Han'ın seyrettiği manzara: isim Vatan bir ânda yahudi havrasına dönmüş ve «her kafadan bir ses>> ifadesiyle (kakofoni)lerin en çıldırtıcısı hüküm sürmeye başlamıştır. Ortada hürriyet isimli, ne olduğu belirsiz; kiminin insan, kiminin hayvan, kiminin nebat, kiminin cemad sandığı, putlaştırılmış bir lâftan başka hiçbir mevcut kalmamıştır. Mutlakiyet günlerinde sansüre tabi tutulduğu, yâni kuduz dişlerine ağızlıklı tasma geçirildiği için zulme uğramış farzedilen matbuat, şimdi başmuharrirlerinin köprü üstlerinde kurşunlanması suretiyle kuduz köpek muamelesi görmeye başlamıştır. Aynı matbuatın İttihad ve Terakki finoları, serseri koğuşlarında bile duyulmamış küfürlerle Padişaha ulumakta ve Ulu Hakan bu alçaklıkları, sessiz sessiz sarayında takip etmektedir. Siyaset orduyu kemirmekte, Balkan Yarımadasındaki Türk ülkesini kuşatan dünkü tebaa devletçikler, artık ev sahibini talan etme gününün geldiğini anlayıp hazırlanmakta, içerideki ekalliyetler de yüzsüzlük ve azgınlığın her türlüsüne baş vurmakta, koca Anavatan, mâsum ve mahzun Anadolu ise başsız ve rehbersiz, bu hâle gafil bir hayret ve dehşetle bakmakta ve imparatorluk her taraftan çatırdamakta, kendi kendisine yarılmakta, kopmakta, dökülmektedir. Bu vaziyette Abdülhamid'in zaten başta yapması gerektiği gibi <<Şeriat» bahsini etmeksizin, derhal ordularını harekete geçirip, hak adına, halk iradesi dolandırıcılığını ortadan kaldırması ve yine hak adına eski hâkimiyetini iade etmesi icap ederdi. Ne mümkün!.. Kendisine mutlaka bir suç aranması lâzımsa, taşıdığı «Kızıl Sultan» damgasına rağmen yalnız