Stefan Zweig yine şaşırtmıyor insanı kasvetinden ödün vermediği bir kitap daha düştü bugün önüme.
Birbirinden farklı 5 hikaye gibi görünse de aynı sonu yaşayan hikayeler nasıl farklı olabilir ki diye de düşünmeden edemiyorum. Ölüm bu kadar kolay mı?
İnsanlar öldükleri de azaplarının bitecekelerine nasıl inanırlar? Sorular.. sorular.. keşke Zweig karşımda olsaydı da ona sorabilseydim bu muhtemel sonları.
Ölümlerin en acılısı olan boğulmayı seçen bu ruh halini sorabilseydim yazara.
Düşündürüyor, hayatı düşünüyorsunuz sonra ölümü eceli insan bu kadar basit bir varlık mı diyorsunuz sonra acizliğini sorguluyorsunuz. Sırf değer verdiklerimiz arkasını döndü diye ölmek mi lazım ya da değer verdiklerimiz için düşünmeden mi hareket etmeliyiz? Çok fazla soruyla başbaşa bıraktı bu kitap beni...
Ve yeniden bir gece başladı; ikinci, korkunç bir gece, soğuk yıldızlarla bezeli mehtaplı bir gece; açık ve sonsuz bir sessizliğe gömülmüş gökkubbenin ıssızlığında ağır bir yalnızlık içinde inen gece.
Gelgelelim rastlantının matkap uçları elmastandır ve içinde bolca tehlikeli tuzak barındıran kader, hiç umulmadık bir yerden kendine bir kapı bulmayı bilir ve kaya gibi sert miraçları bile temelinden sarsarak darmadağın eder.