KÜLLERINDEN DOĞAN KIZ
Ben Merya.
Adımı ilk duyduğumda, henüz dilimi bile bilmezken annemin sesiyle sarmalandım. "Bu kız ışık gibi doğdu," demişti. Ama ben o yıllarda sadece karı bilirdim...
Ve sessizliği.
Doğduğum kasaba, içi hep üşüyen insanlarla doluydu.
Göz göze gelmekten korkan gözler, tebessümü unutan dudaklar...
Her şey griydi; toprak, gökyüzü, insanların içi...
Ama ben-nedenini bilmem-hep gökyüzünde bir boşluk hissederdim.
Sanki orada bana ait bir şey varmış gibi.
Sanki beni çağıran bir düş.
Geceleri yorganımın altına gizlenir, yıldızlarla konuşurdum.
Onlara derdim ki:
"Bir gün bu kasabaya umut getireceğim. İnsanlar yeniden sevecek birbirini. Gülüşler çoğalacak. Bir gün..."
Yıldızlar hep sustu. Ama ben, onların beni dinlediğini bilirdim.
Çünkü içimde bir ateş vardı.
Ne fırtınalar söndürebildi, ne kışlar.
Kimsesizliğin ortasında büyüyen bir çiçek gibiydim:
Kimse fark etmese de kök salıyordum.
---
Bir gün, ellerimi gökyüzüne kaldırdım ve kendi kendime yemin ettim:
"Ben ışık olacağım."
Kendime verdiğim bu söz, küçük bir kızın masum hayalinden fazlasıydı.
O söz, kalbimin merkezine kazındı.
Ve işte o andan sonra, hiçbir şey eskisi gibi olmadı.