Çünkü, efendim, herkes bizim nasıl yaşamamız gerektiğini elifi elifine bildiğine inanır. Ne var ki, hiç kimse kendisinin kendi hayatını nasıl yaşaması gerektiğini bilmez. Tıpkı şu, düşleri gerçeğe dönüştürmeyi beceremedigi halde düş yorumculuğuna kalkışan cadı gibi.
"Narkissos için ağlıyorum, ama onun yakışıklı olduğunu hiç farketmemiştim ben. Narkissos için ağlıyorum , çünkü sularıma eğildiği zaman, gözlerinin derinliklerinde kendi güzelliğimin yansımasını görebiliyordum."
Ağladıkça Sadri' ye kıl kapar gıcık olurdum. Üçüncü şahıs olarak kalışına, hep gidici kadınları sevişine, bu gidiciliklerin bir mecburiyet gibi duruşuna, Sadri' nin bu mecburiyetlere, giden kişinin özgürlüğü olarak bakıp, ona ihanet etmemek için kendine ihanet edişine...
Donald olacak gerzeğe uyuzdum. Belki suçu yoktu ama, apartman boyu altınların üzerinde ördek dibiyle oturan Varyemez' e kul köle olucam ve " bu defa mutlaka başarıcam" diye kıçını yırtıp her defasında aşağılanıp, madara olması sinirimi bozuyordu. Garibanların, garibanlık nedenleri karşısında sarsak ve telaşe olmalarını affedemiyorum.