Dünya edebiyat tarihinin ve tiyatro sanatının sarsılmaz dehası William Shakespeare’in 17. yüzyılın başlarında kaleme aldığı "Macbeth", sadece bir krallık mücadelesi ya da taht kavgası değil; insan psikolojisinin en karanlık dehlizlerini, hırsın yıkıcı gücünü ve vicdan azabının insanı adım adım deliliğe sürükleyen anatomisini deşen sarsıcı bir trajedi başyapıtıdır. Eser; İskoçya Kralı Duncan’ın sadık ve kahraman generali Macbeth’in, üç cadının karşına çıkıp gelecekte kral olacağını kehanet etmesi ve hırslı eşi Lady Macbeth’in kışkırtmaları sonucu sadakatini satarak kanlı bir taht suikastına girişmesini odağına alır. Shakespeare; gücü elde etmek için dökülen kanın, sahibini nasıl tekinsiz bir klostrofobiye, paranoyaya ve içsel bir çürümeye mahkum ettiğini cerrah titizliğiyle işler. "Güzel çirkindir, çirkin de güzel" düsturuyla başlayan oyun, ahlaki değerlerin altüst oluşunu ve insanın kendi hırslarının kölesi haline gelişini felsefi bir derinlikle sunar. Yazarın o metaforlarla örülü, şiirsel, her bir tiradı insan doğasının zamansız birer aynası olan görkemli ve katmanlı dili; bu eseri sahne sanatlarının ötesinde, insanın karanlık tarafıyla yüzleştiği ölümsüz bir edebi anıt haline getirir.