"Nefretle yazılan bir roman"
Baş karakter William Figueras Küba'dan Miami ye gelmiş bir sürgün. Aslında zaman ve mekansız o topyekûn sürgündür. Asılı bir ruh. Hem inanmış hem inandığıyla ihanete uğramış teskinsiz bir ruh.
Yazar Guillermo Rosales kitapta bize kendi hayatindan bir kesit sunuyor(muş). Bay Rosales 47 yaşında intihar ile hayatına son veriyor. Şizofreni ile mücadele ettiği dönemde bakımevi adı verilen fakat bakımın ve ev hissiyatının bir katresi dahi bulunmayan bu yerlerde yaşadığı felâkete bizi de tanık ediyor. Tanıklığın yıkıcı yanını hissediyorsunuz. Ben hissettim yani.
Ne kapitalizm ne komünizm vaatlerini yerine getirebilmiş onun nazarında. İdeojilerin tez parlayan ve tez sönen yanını görüp umutsuz ve kötümser bir ruh ile kaleme alınmış bir kitap... Dilinin keskinliği ruhunuza yara açabiliyor fakat bu yaradan keyif alınmayacağını söyleyemem. Etkileyici bir üslubu var. Hani bir solukta okunan kitaplar var ya bu da onlardan olsa gerek.
Mahvedilişi ve mahvolunuşu çırılçıplak ortaya koyuyor.
"Dışarıda bakımevi diyorlardı oraya ama mezarım olacağını biliyordum ben" diyerek başlıyor kitaba. Çünkü mezardan bir durak öncesinde bekleyen bir güruh var içerde. Dışlanmış, aciz, kimsesiz, çaresiz, hasta, tiksindirici, değersiz, yük, kazanan toplumun kamburları... İnsanların görmek istemedikleri, bakmak istemedikleri, öldükleri zaman dışarda bir şeyin değişmeyeceği insanlar kalıyor bakımevinde.
Umut ne gezer böyle bir dünyada derken birden Francis beliriyor sayfa arasından. Cennetten düşen son umut tanesi, son çıkış adeta karakterimiz için. Acaba bir şeyler değişecek mi? Mutluluk belki de vardır dedirten, zihinden eyleme köprü kuran Sevgili Francis açarken soluveriyor William'ın parmaklarında. Tutunmak için yaptığı son hamleyi de berheva ediyorlar.
İnsana, Tanrıya