Bu romanı okurken sanki eski türk filmlerini izliyormuş gibi hissettim.(bu cümleyi yazdıktan sonra acaba nasıl filmini yapmışlardır diye google ladım ve de trt versiyonuyla kafamda canladırdığım tam anlamıyla aynı olduğunu fark ettim). Kitabı alırken de ve de okumaya başlarken de çok fazla bir beklentim yoktu. Ama bitirdikten sonra vayy bee dedirttirdi. Çünkü ilk roman denemesin olmasına, 19.yy Osmanlı döneminde geçmesine, İstanbul’da aşkı anlatmasına(aşkı ist a anlatmak kolay, kimse Zonguldak’ta aşık olamaz çünkü) rağmen okuyucu sıkmadan hatta eğlendirerek anlatması beni etkiledi açıkcası. Bu kitapta neler var peki, kavuşamayan aşıklar, kavuşabilen aşklar, dönem eleştirisi, Osmanlı’da kadının yerinin eleştirisi, feminizm(bence), geleneklerin saçmalığının gösterilmesi, kız çocuklarının erken yaşta evlendirilmesi vs. Yani bir 19.yüzyıl yazarının ele alabileceği en önemli konuları ele almış ve bunu anlatırken de romantizm etkisinde kalmış bir yazardan duyabileceğim şeyler.
Benim için son sahnesi çok komikti.
-Kızımmm.
+Baba?
-Ben senin babanmışım.
_Fitnat’ım!
+Talat’ımm..
ve herkes ölür. Delirir. Bazısı da kör olur.