ece

ece
@madamrosa
benzediğinde yanan bir mendil yanan dinamite işte öyle dişimi sıkıp gömüldüm kederime
"intihar, akla düşen bir damla asittir. onunla yıkanmasını bilmeyen delik deşik olur ve erir. bu yüzden intiharın eşiğinden dönen yoktur. oraya varan orada yaşar. oraya varan orada ölür. şimdi sen de o eşiktesin. o eşiğin altında. ölene kadar. korkma, sağlamdır yerin. üstüne gökyüzü çökse, yıkılmaz zihnin. çünkü durduğun yerde, umursamayacaksın insanlığı. ama unutma, tırnağın kırılsa mermiyle dolduracaksın ağzını."
Edebiyat
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
kırıyordum. madem insanın hayvandan farkı alet kullanabilmesiydi. insanın kullandığı ilk alet de başka bir insandı: ben! verilmemiş emirleri bile yerine getirmeye hazırdım. çünkü gök ile yer arasında sıkışıp kalmıştım. iki beyaz arasında. preslenmiştim. kubar gibiydim. kar topunun içine sıkıştırılmış bir çakıl taşı gibiydim. yaracak kafa arıyordum. ama kanayan sadece ellerim oluyordu. taşıyan, temizleyen, donan, çözülen, kasıklarımı okşayan, selam veren ellerim. kulaklarımı tıkayan, yüzümü kapayan, boğazımı sıkan ellerim. avuçlarımdaki çizgiler derinleşmiş, yarıklarda siyah nehirler akıyordu. simsiyah deltalar. ben yıkıyordum ama sular daima yükseliyordu. ne gelecek ne kader. hiçbiri okunmuyordu. bollaşmış derileri sıyrık, çatlamış tırnakları kırıktı. ama umursamıyorduk. ne ellerim ne de ben. bağırmıyorduk. ağlamıyorduk. yumruklar dolusu çığlıklar atmıyorduk. çünkü sessizliğin şart olduğunu biliyorduk. düşünmek için gerekiyordu.
Edebiyat
aklım bir bataklıktı. her şeyi içine çekiyordu. ne zaman geri bırakacağıysa belirsizdi. kalemi saplayıp, kağıttan akacak kanın sıcaklığıyla ısınmayı umuyordum. kafamı dilimleyip, her bir dilimi kızartmak istiyordum. yazıyordum. ve mutlaka bir emir geliyordu. daha fazla düşünemeden.
Sayfa 50
Edebiyat

ece

, 1000Kitap'a katıldı.