İlk defa uzak doğu felsefesine dair bir kitap okudum. Açıkçası beklentilerim daha yüksekti.
Aslında hayal kırıklığımın başlıca sebebi bu eserden önce Marcus Aurelius'un Kendime Düşünceler kitabını okumuş olmam. Lao Tzu'nun anlattıkları İmparator'un söylediklerine oldukça benziyor. Aslında garip; bundan neredeyse 2500 yıl önce birbirinden 10.000 km'den daha fazla uzak insanların birbirlerine oldukça yakın görüş akımları ortaya atması...(Stoizm için Kıbrıslı Zeno'yu baz alırsak aralarında sadece 150-200 yıl kadar süre oluyor.)
Hayatımda gerçek anlamda etkilendiğim ilk fikir akımıdır Stozim benim için. Kendime düşünceler ilk kitaptır beni gerçek anlamda etkileyen, düşüncelerimi, hayatımı, davranışlarımı değiştiren okuduğum onca kitap arasında... Öyle yavaş yavaş oluşan bir etki değil. Radikal bir etki, çarpılmak gibi. Ruhuna işleyen diyorlar ya o türden bir etki. Belki bu yüzden, bu aşinalıktan dolayı bu kadar etkilenmedim bu kitaptan.
Belki ilk bunu okusaydım... Kim bilir belki de şu an Chung-ho-chi veya I Ching gibi eserlerle yoluma devam ediyor olacaktım. Doğu-batı arasında sıkışmak. Aslında bunu doğu-batı kapışmasına çevirmemek lazım. Zira her iki akımda da üstatların verdikleri mesajlar evrensel.
Velhasıl doğu felsefesine, özellikle Taozim'e ilgi duymama vesile oldu bu kitap. Kesinlikle daha fazla eser okuyacağım dünyanın bu parçası ile de ilgili.
Akış... kesintisiz akan su. Dere, belki nehir. Belki akmaya devam eden bir okyanus. Belki de tek bir su damlası. Çoğalıp azalma. Tao. Ya da belki doğa? Boşluk. Evren. Bilmediğimiz ama yine de anlamaya, anlamlandırmaya çalıştğımız şeyler. Şimdilik elimden tek gelen onların gitmiş oldukları yolları izlemek.