Adam yok bu dünyada, diye düşündü Mişa. Yeryüzü başkalarının isteklerine uyan garip, zavallı insanlarla doldu. Bazen çekingen bazen gaddar ama hemen hepsi karaktersiz. Ne yaptığını bilmeyen, insan gibi “istemiyorum, yapmayacağım” demeye cesaretleri olmayan kişiler bunlar. Hapishane insanın içinde, hayat ise hapishaneden farksız
-Bak Ofizerof, neye mal olursa olsun buradan kurtulman lazım. Ne biçim gardiyandın sen? Böyle iyi yürekli insan gardiyan olur mu?
İhtiyar, Mişanın elinden kurtularak bezgin homurdandı:
-Nereye gideyim istiyorsun? Her yerde aynı şey oğul. Kendi halinde bir insan için hayat her yerde bir zindan. Aslında gidecek tek bir yer var, mezar.
“Şimdi tutukluların cinsi değişti. Eskiden hırsızlar, katiller, eşkıyalar gelirdi. Ara sıra da dine karşı gelenler. Şimdi gelenlerin çoğu işçi, öğrenci, politik tutuklu. Gel de çık işin içinden.”
Demek böyle akıyordu hayat; dümdüz, renksiz, kapkara. Her geçen gün benliğinde şimdiye kadar şahit olmadığı bir iz bırakıyor, ne kadar küçük olursa olsun her izlenim ruhunda cılız bir ışık gibi parlıyordu.
Neden hep başkaldırırsınız? Diye sordu. Derslerinize çalışsanız daha iyi olmaz mı? Okuyun, hakim olun, savcı olun. Ne güzel meslek bunlar. Ama habire ayaklanıyorsunuz. Gençliğinize yazık değil mi?