Sevgi.

Sevgi.
@maenad
İskele tahtasını aşıp Kadıköy vapuruna doldular. Çantalı kadının elini tutmayan çocuklar vapurda çiklet sattılar, gazoz sattılar, sandviç sattılar. Çantalı kadınların elini tutan çocuklar, tuttukları eli çekerek gazoz istediler, çiklet istediler, almayınca anaları, ağladılar. Gazoz satan, çiklet satan çocuklara imrendiler. Gazoz satanlar, çiklet satanlar imrenmediler, bir sonraki vapuru gözlediler, bir sonraki vapura yetiştiler. Hep bir sonraki vapura, daha çabuk ve daha az çikletle. Çikletlerini bitiren, tablalarını bozuk parayla dolduran çocuklara imrenemeyecek kadar çabuk.
Sayfa 43·Kitabı okudu
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
BU GECE EN HÜZÜNLÜ ŞİİRİ YAZABİLİRİM
Artık sevmiyorum ya nasıl, nasıl sevmiştim Sesim arar rüzgarı ulaşmak için ona Ellere yar olur. öpmemden önceki gibi. O ses, ışıl ışıl ten ve sonsuz bakışlarla Artık sevmiyorum ya severim belki yine Ne uzundur unutuş ah ne kısadır sevda Böyle gecelerde kollarıma aldım çünkü Yüreğim dayanmıyor yitmesine kolayca Belki bana verdiği son acıdır bu acı Belki son şiirdir bu yazdığım şiir ona Pablo Neruda
Şiir
Göğüslerinin hep tahta kalacağını, değişik solukları tanıyamayacağını bilmek, durmak, oturmak, bir öğle sıcağında sinek ısırmasından ölmek. Bunlan istemiyor, bitirdiklerini, öğrendik- lerini, kendisine öğretilmiş olanları, öğrenilmiş olmanın getirdiği bitmişliği istemiyor. Yıkanmış çamaşırlar, temiz giy- siler, boyalı pabuçlar, terbiyeli cümleler, efendimler, günaydınlar, teşekkür ederimler, rica ederimler, öğrenildi bunlar, bitti, şimdi tahta göğüsleri geliştirecek yeni kapılar açmak gerek, yanlış kapılar, doğru kapılar, ama açmak, mutlaka açmak. Oysa şimdi bahçeye çıkınca oturacak bekleyecekti, anasının eve çağırmasını, yemek yemeyi, “afiyet olsun” demeyi, ellerini yıkamayı, dişlerini fırçalamayı, yararlı bir kitap okumayı, büyümeyi, hep istenen ve öğretilen bir biçimde gelişmeyi, göğüsleri tahta da kalsa. Beklemek.
Elâ da bütün anaların, aynı şeylere kızdıklarını, aynı şeyleri söylediklerini sanıyordu; çünkü doğruydu onlar, gerçekti, kesindi. Bütün çocuklar gibi, anasınca konan yasakların, dünyanın yasakları olduğunu sanıyordu, Tanrı yasakları olduğunu. Aynaya, göğüslerinin nice büyüdüğünü anlamak için bakarken yakalanmak, doktorculuk oynarken yakalanmak, bütün çocuklar için aynı önemde suçlardır sanıyordu. Bütün çocukların aynı suçlardan korktuklarını, bütün çocukların aynı büyüklerden, aynı şeyleri önemseyen büyüklerden korktuklarını. Bütün bu suçları bilerek, yine de işleyerek, o hak edilmiş cezalardan korkarak Diana Durbin olmak nasıl zor. Elâ düşündü ki, anası asla Diana Durbin olmamıştır, bir ananın yüreğe salabileceği bunca korkuyla kimseler Diana Durbin olamaz.
Balıkçılar topladılar ağlarını. Beş küfe hamsi Karadeniz’e geri döküldü. Beş küfe boşa ölüm. Hiçbir şey aşamaz belirli bir sınırı Tirebolu’da. Beş on metrelik, beş on bin liralık, yüzgörümlüklü, başlıklı, düğün yemekli, sünnetli, oruçlu, şeker ve kurban bayramlı, büyüklerin eli öpülesi ve yanlarında cigara içilmeyesi, erkekten tat alınmayası ve kadının insandan sayılmayası, çünkü erkeklik gururlu ve aile namuslu, tüfekli, tabancalı bir sınır. Yalnız arada bir, Karadeniz’in dalgaları alışılmış apartman boyutunu aşarlar; arada bir, bir Tirebolulu Tirebolu sınırlarını aşar. Tabancalar, tüfekler patlar, bir ölümün ardından düzen kurulur Tirebolu’da.
Sayfa 33·Kitabı okudu