9/10
·144 syf.··
Beğendi
·
2026 23. kitabı
·
14 saatte okudu
·
Okunma: 02 Haziran 2026 23:05
"Kim Allah'a dayanıp güvenirse Allah, ona yeter. (Talâk,3) Tevekkül, İslam düşüncesinde iman, teslimiyet ve güven sacayağında derinleşen hem teolojik hem psikolojik boyutlarıyla bireyin hayatına yön veren bir tutumdur. Allah'a iman etmek O'na teslim olmayı, şartlar ne olursa olsun O'na güven duymayı ve O'ndan yardım dilemeyi zorunlu kılar. Fatiha suresinde her gün defalarca tekrarladığımız "Rabbimiz! Ancak sana kulluk eder ve yalnız senden yardım dileriz." münacatı tevekkülün üzerine bina edildiği temel ilkedir. Kur'an-ı Kerim ve Hadisi Şeriflerde tevekkül, kulun her işinde Allah'ı yegâne sığınak bilmesi ve hayrın da şerrin de ilahi takdire bağlı olduğunu idrak etmesi olarak ifade edilir. " Bazen Allah size insanların eliyle yardım eder Çidemm çok teşekkür ediyorum bu güzel hediyen için:)
TevekkülHicret Karaduman · Sufi Kitap · 202617 okunma
Puan vermedi·112 syf.··
2026 8. kitabı
NAMAZ Psikolojisi 1. ALLAH’ın isteğini ve rızasını düşünerek yapılan bütün davranışlar birer ibadettir. 2. Dinde ibadet olarak belirlenen bazı özel davranışlar vardır ki bunlar, insanın ALLAH’la olan ilişkilerini canlı tutmak için belli aralıklarla tekrarlanırlar, işte namaz, her gün tekrar edilen, belli hareketleri ve dualar içine alan bir ibadettir. 3. Namaz İslam dininde ilk emredilen ibadettir. 4. Namaz aynı zamanda, yaratılanın YARATANA karşı duyduğu saygı, sevgi, minnettarlık ve bağlılığın, şükür duygusunun bir ifadesidir. 5. Namaz önce ki peygamberlere de farz kılığı Kuran-i Kerimin değişik ayetlerinde ifade edilmektedir. ( H.z. İbrahim Kur’ani Kerimde geçen duası ; ‘’Rabbim! Beni ve Soyumu namaz kılanlardan eyle!’’ amin…) Ancak önceki peygamberlerden sonra o din mensuplarının namazı koruyamadıkları. Ondan uzaklaştıkları anlaşılmaktadır. 6. Taha Süresi 132 ayette ALLAH C.C. şöyle buyurmuştur. ‘’ Ailene namazı emret! Sen de sabırla ona devam et… ‘’ buyuruyor. 7. Cehenneme girenlere neden cehennem girdikleri sorulduğunda? Biz namaz kılanlardan değildik! Buradan namazın ne kadar önemli olduğu anlaşılmaktadır. 8. Genelde ibadetler, dini inancın koruyucularıdır. 9. Yetişkinlerin, anne babanın namaz kılmasının, çocukların namaz kılmayı arzu etmeleri, namaz kılmak istemeleri açısından da önemi büyüktür. Çünkü çocuk çevresini tanımaya başladığı anadan itibaren çevresinde ki büyüklerin, özellikle anne babasının söz ve davranışlarını taklit edip örnek almaya başlar. Bu nedenle namaz kılan bir anne babanın çocukları da namaz kılmaya özenir. Namazın Psikolojik Süreçleri 10. ‘’Vay haline şu namaz kılanların! Ki onlar şuurunda değildir namazlarının. Gösteriş yaparlar onlar, Hayra engel olurlar.’’ Ma’un 4-7 ayetler. 11. Namazda neyi okuduğunun bilincinde olunmalıdır. Çünkü
Din
Namaz PsikolojisiHüseyin Peker · Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları · 2020122 okunma
Reklam
Tevhid Bozulursa Her Şey Bozulur
10/10
·160 syf.·
2026 32. kitabı
Tevhid ehlinin okuyup istifade edeceği, fakat günümüzde birçok kişinin ağır bulacağı bir kitap.(Muhakkak okunması gerekiyor) Kitapta müellif, irtidat meselesini sadece tanım olarak değil; itikadî, amelî ve sözlü boyutlarıyla detaylı bir şekilde ele almış. Yani mesele sadece “dinden çıkmak” deyip geçilecek bir konu değil. Hangi söz, hangi amel, hangi inanç insanı küfre götürür; Konudan sonra deliller diyip; hadislerle, ayetlerle tek tek anlatılıyor. müellif. Bugün insanların en büyük yanılgılarından biri şu: “Kalbim temiz, iman kalpte.” Deyip dinle Resulle dalga geçmeler, şakalar yapmalar… Oysa kitap, bunun böyle olmadığını açıkça ortaya koyuyor. Çünkü Kur’an bu konuda net: ‎Andolsun ki sözlerini onlara soracak olsan, “Lafa dalmış, eğleniyorduk.” diyeceklerdir. De ki: “Allah’ı, ayetlerini ve Resûl’ünü mü alaya alıyorsunuz?”‎ ‎Özür dilemeyiniz! Muhakkak ki imanlarınızdan sonra kâfir oldunuz. Sizden bir grubu bağışlasak bile suçlu günahkârlar olmaları nedeniyle bir diğer gruba azap edeceğiz.‎ ‎(9/Tevbe, 65-66) Ayetin iniş sebebine baktığımızda, sadece “şaka yaptık” diyen insanların bile bu sözlerinden dolayı küfre düştüğü görülüyor. Yani mesele “niyetim kötü değildi” diyerek geçiştirilecek bir mesele değil. Yani bir söz, bir alay, bir küçümseme… İnsan farkında bile olmadan imanını kaybedebilir. (Hatta kaybediyor bu ayette net) İbn Kayyim el-Cevziyye’nin şu sözüyle devam edelim: “Allah’ın hükmü olduğunu bildiği hâlde onunla hükmetmenin gerekmediğine inanan kimse büyük küfür işlemiştir.” Bu söz, özellikle günümüzde çokça tartışılan “Allah’ın hükmüyle hükmetme” meselesini doğrudan açıklıyor. Kur’an da zaten bu konuda açık: “Hüküm yalnızca Allah’ındır” ‎(12/Yûsuf, 40) Ama bugün ne görüyoruz? İnsanlar Allah’ın hükümlerini bir kenara bırakıp, beşerî sistemleri
Din
İrtidat ve Mürtedin HükmüAbdulhak El-Heytemi · Hak Yayınları · 20157 okunma
10/10
·333 syf.··
Beğendi
·
2026 40. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 23 Nisan 2026 18:07
Selam hidayete tabi olanların üzerine olsun. Kitap incelemesine gelince; Ferit Aydın’ın "Tarikatta Rabıta ve Nakşibendilik" eseri, özellikle Anadolu coğrafyasında "maneviyat" adı altında pazarlanan birçok mistik hurafenin ve Tevhid inancına aykırı uygulamanın maskesini düşüren, oldukça cesur ve ilmi derinliği olan bir çalışmadır. Kitabı bir Selef-i Salihin perspektifiyle incelediğimizde, karşımıza çıkan manzara şudur: İslam’ın özündeki "aracısız kulluk" prensibi, "rabıta" denilen yapay bir köprüyle nasıl tahrip edilmiştir? Yazarın kendisinin bu yapının içinden gelmiş olması ve sülalesinin ilmi geleneği, kitabın argümanlarını sıradan bir eleştirinin ötesine taşıyarak bir "içeriden tanıklık" vesikasına dönüştürüyor. İncelemenin can alıcı noktalarını şu başlıklarla özetleyebilirim: 1. Tevhid Ekseninde Bir Şirk Biçimi Olarak Rabıta: Kitapta açıkça ifade edildiği üzere rabıta; müridin, şeyhini karşısında canlandırarak ondan "feyiz" alması, hatta onun suretine bürünmesi (telebbüsü rabıta) esasına dayanır. İslam’ın "İbadetullah" (yalnızca Allah’a kulluk) emrine karşılık, tasavvufun "Marifetullah" maskesi altında insanı tanrılaştıran (antropomorfist) bir anlayışı yerleştirmeye çalıştığı belgelenmektedir. Bir kulun, zihninde bir beşeri tanrısal güçlerle donatarak ondan yardım (istimdat) dilemesi, Kur’an’ın reddettiği "aracılar edinme" mantığının modern bir tezahürüdür. 2. Tarihsel ve Kültürel Kökler: Eserin en güçlü yönlerinden biri, rabıtanın İslam’ın ilk üç neslinde (Selef) hiçbir izinin olmadığını, aksine 19. yüzyılda Hâlid-i Bağdâdî ile kurumsallaştığını ispat etmesidir. Yazar, bu uygulamanın kökenlerini Hinduizm (Yoga), Budizm (Nirvana) ve Şamanizm gibi paganist geleneklerde aramaktadır. Bu durum, Rasulullah (s.a.v.)'in "Kim bir kavme benzemeye çalışırsa o
Din
Tarikatta Rabıta ve NakşibendilikFerit Aydın · Süleymaniye Vakfı Yayınları · 200032 okunma
Puan vermedi·
İbn-i Abbâs'dan şöyle rivâyet edilmiştir: "Hazret-i Peygamber, pazartesi günü doğdu, pazartesi günü peygamber oldu, pazartesi Mekke'den Medîne'ye hicret etti, pazartesi günü Medîne'ye vardı, pazartesi günü vefât etti. Pazartesi günü (Kâbe'de hakemlik yaparak) Hacer-i Esved'i yerine koydu. Pazartesi günü Bedir zaferini kazandı. Pazartesi guni الْيَوْمَ أَكْمَلْتُ لَكُمْ دِينَكُمْ «...Bugün size dîninizi tamamladım...» (el-Mâide, 3) âyeti nâzil oldu." (Ahmed, I, 277; Heysemî, I, 196) Dünya Pazartesi Sendromu derken bizim Pazartesi'ye bakış açımızın güzelliği... Resulullah'ın (sav) doğumu, hicreti, vefatı ve nice zaferi... Belki de problem günde değil, bizim o güne yüklediğimiz anlamdadır. Bizim için Pazartesi sendrom değil, bir sünnetin ihyasıdır.
Hazret-i Muhammed Mustafa (s.a.v.) - Mekke DevriOsman Nuri Topbaş · Erkam Yayınları · 2025893 okunma
10/10
·768 syf.··
Beğendi
·
2025 7. kitabı
“Kim bir cana kıymamış veya yeryüzünde fesat çıkarmamış birisini öldürürse, bütün insanları öldürmüş gibidir” (Mâide Sûresi: 5:32.) Âyetin mânâ-ı işarîsiyle, ✵ •⊰❉⊱• ✵ Bir mâsumun hakkı, bütün halk için dahi iptal edilmez. Bir fert dahi, umumun selâmeti için feda edilmez. Cenâb-ı Hakkın nazar-ı merhametinde hak haktır, küçüğüne büyüğüne bakılmaz. Küçük, büyük için iptal edilmez ✵ •⊰❉⊱• ✵ , Bir cemaatin selâmeti için, bir ferdin rızası bulunmadan, hayatı ve hakkı feda edilmez. Hamiyet namına, rızasıyla olsa, o başka meseledir. Adalet-i izafiye ise, küllün selâmeti için cüz’ü feda eder. Cemaat için, ferdin hakkını nazara almaz. Ehvenüşşer diye bir nevi adalet-i izafiyeyi yapmaya çalışır. Fakat adalet-i mahzâ kabil-i tatbik ise, adalet-i izafiyeye gidilmez. Gidilse zulümdür. İşte, İmam-ı Ali Radıyallahü Anh, adalet-i mahzâyı Şeyheyn zamanındaki gibi kabil-i tatbiktir deyip, hilâfet-i İslâmiyeyi o esas üzerine bina ediyordu. Mukabilleri ve muarızları ise, “Kabil-i tatbik değil; çok müşkülâtı var’ diye, adalet-i izafiye üzerine içtihad etmişler. Tarihin gösterdiği sair esbab ise, hakikî sebep değiller, bahanelerdir. Mektubat, On Beşinci Mektub, s. 56 *** Adalet-i mahzâ-yı Kur’âniye, bir mâsumun hayatını ve kanını, hattâ umum beşer için de olsa heder etmez. İkisi nazar-ı kudrette bir olduğu gibi, nazar-ı adalette de birdir. Hodgâmlıkla, öyle insan olur ki, ihtirasına mâni herşeyi, hattâ elinden gelirse dünyayı harap ve nev-i beşeri mahvetmek ister. Mektubat, Hakikat Çekirdekleri, s. 459 Bediüzzaman Said Nursî
MektubatBediüzzaman Said Nursî · Söz Basım Yayın · 20124,466 okunma
Reklam
Reklam