Maide Ayet:41 Ey peygamber, ağızlarıyla "inandık" deyip, kalbleriyle inanmamış olanlardan ve yahudilerden küfürde yarış edenler seni üzmesin. Onlar yalana kulak verirler, sana gelmeyen diğer bir topluluğa kulak verirler, kelimeleri yerlerinden değiştirirler, "eğer size bu verilirse alın, bu verilmezse sakının" derler. Allah birini şaşırtmak isterse, sen onun için Allah'a karşı hiçbir şey yapamazsın. Onlar öyle kimselerdir ki, Allah, onların kalblerini temizlemek istememiştir. Onlar için dünyada rezillik var ve yine onlar için ahirette de büyük bir azab vardır.
Allah (ﷻ) Şöyle Buyurdu:
🌷 Ey iman edenler! Sizden önce kendilerine kitap verilmiş olanlardan dininizle alay edip eğlenenleri (ve batıl edinenleri) ve (diğer) kâfirleri (yardım ve nusrette) dost edinmeyin. Eğer gerçekten mü’min iseniz Allah’a karşı gelmekten sakının. 🌷 Onlardan (münafıklardan) birçoğunun inkâr edenleri (müşrikleri, yardım ve nusrette) dost edindiklerini görürsün. Onlar azap içinde ebedî kalıcıdırlar. (İbn Abbas - Maide 57, 80. Ayet) Sebeb-i Nüzûl: (İbn Abbas) Rifaa İbn Zeyd İbn’t Tabut ile Süveyd İbnül Haris ilk önce iman ettiklerini açıklamışlar, sonra da münafık olmuşlardı. Müslümanlardan bir grup kimse de, onlara sevgi besliyorlardı. Bunun üzerine Yüce Allah o ikisi hakkında Maide Suresi 57-61. Ayetlerini indirdi. (İbn Cerir et Taberi, Camiul Beyân, VI, 290 (12216); ibn ishak, es-siret II, 210; Şevkâni, Fethul Kadir, I, 79) (İbn Abbas - Maide 57. Ayet)
Reklam
Muhyi | el-Muhyi İsminin Anlamı Muhyi isminin lügat anlamı: Hay kökünden türemiş olan el-Muhyi ismi, diriltmek, hayat vermek, can vermek ve yaşatmak anlamlarına gelmektedir. İhya fiili ile Kur’an’da çokça zikredilmektedir. EL-MUHYÎ: İhya edip dirilten; canlılara hayatı veren… Bu dünya, bir amaç için misafir olarak gönderildiğimiz, çalışıp çabalayarak ev sahibimiz olan Yüce Allah’ı memnun ve razı etmekle yükümlü olduğumuz bir yerdir. Ruhumuz daha önce, Ruhlar Aleminde, dünyaya gel­mek için sırasını beklediği gibi, anne rahminde kendisine bir elbise giydirilip dünyaya gönderilmiştir. Bir süre de burada kalıp bekledikten sonra yine sırası gelince beden elbisesinden soyunup kabre girecek; kabir veya berzah alemi denilen yerde bekletilecektir. Oradaki bekleyiş ise toplu haldedir ve kıyamete kadar sürecektir. Muhyi isminin ıstılah anlamı: Muhyi; insanı yoktan var eden ve diriltendir. Muhyi; ölümünden sonra toprağı diriltendir. Muhyi; iman eden kullarını güzel bir şekilde yaşatandır. Muhyi; iman edenleri canlı tutandır. Muhyi | el-Muhyi Dualar ve Zikirler EL-MUHYİ isminin zikri (68) adettir. Zikir saati ise Zühre; zikir günü Cuma’dır. Sabah erken gün doğarken ve ikindi sonrası zikredilebilir. Gece zikretmek için de tam gece yarısı zikredilebilir. Muhyi | el-Muhyi esmasıyla yapılacak Dualar: O’nun öldürdüğüne kimse hayat ve can veremez. Her gün, her saat, her saniye yeryüzünde milyonlarca varlık hayat bulup dünyaya gelmektedir. Bütün bunlar, Allah’ın (azze ve celle) Emriyle, Yaratmasıyla ve müsaadesiyle olmaktadır. Allah (azze ve celle) yoktan var edip hayat verdiği gibi, ölüyü de tekrar canlandırabilir. Buna ihyâ, yani, diriltme denir. Hayatı hiç yoktan veren Zâtın, ölülere yeniden hayat verip diriltmesi elbette son derece kolaydır. Allah (azze ve celle) Öldüren ve
Din İslam
​[BÖLÜM: YARATICININ BİRLİĞİ (VAHDANİYYET)] ​Müellifin "Âlemin yaratıcısı birdir" sözüne gelince: Evrenin sonradan meydana geldiği (muhdes) ve onu var eden gücün ise ezelî (kadîm) olduğu (önceki bölümlerde) ispat edilince, müellif bu kez o ezelî yaratıcının tek bir varlık olduğunu açıklamak istemiş ve: "Âlemin yaratıcısı birdir" demiştir. ​Bu hüküm, evrenin iki yaratıcısı olduğunu savunan Seneviyye (Düalistler) fırkasına taban tabana zıttır. Seneviyye öyle bir gruptur ki; onlara göre evrende iki yaratıcı güç vardır: Birincisinden yalnızca iyilik (hayır) doğar ki ona kendi aralarında "Nur" veya "Yezdân" derler. İkincisinden ise yalnızca kötülük (şer) ve bozgunculuk doğar; ona da kendi aralarında "Zulmet" (Karanlık) veya "Ehrimen" adını verirler. ​Bu grup, İyilik Tanrısı Yezdân'ın ezelî (kadîm) olduğu konusunda fikir birliği yapmışlarsa da Kötülük Tanrısı Ehrimen hakkında anlaşmazlığa düşmüşlerdir. Bir kısmı onun da ezelî olduğunu ileri sürerken, diğer bir kısmı ise Ehrimen'in, aslında Yezdân'ın zihninde uyanan kötü/fâsid bir düşünceden ötürü sonradan var olduğunu iddia etmiştir. Onlar bu felsefeyi şu mantığa dayandırırlar: "Kötülüğün faili ancak kötü bir varlık, iyiliğin faili ise ancak iyi bir varlık olabilir. Tek bir yaratıcının aynı anda hem iyiliklerin hem de kötülüklerin faili olması (mantıken) imkânsızdır." (Seneviyye'ye) deriz ki: Eğer sizin o "iyilik tanrısı" dediğiniz varlık, "kötülük tanrısının" yapacağı kötülükleri engellemeye muktedir olduğu halde bunu yapmıyorsa, bu durumda o iyilik tanrısı da kötü (şerir) bir varlığa dönüşür. Çünkü şerire ve onun kötü amellerine (gücü yettiği halde) göz yuman ve razı olan herkes kötüdür. Yok eğer o kötülüğü engellemeye gücü yetmiyorsa, bu defa da aciz bir varlık durumuna düşer; aciz olan bir varlık ise asla ilah
Allah (ﷻ) Şöyle Buyurdu:
🌷 Ey iman edenler! Yahudi ve Hıristiyanları (yardım ve nusrette) dost edinmeyin. Onlar birbirlerinin dostlarıdırlar. Sizden kim onları dost edinirse, kuşkusuz o da onlardandır. 🌷 Sizin dostunuz (işinizi gören) ancak (yardımcınız ve koruyucunuz) Allah’tır, Resulüdür ve Allah’ın emirlerine boyun eğerek namazı kılan ve zekâtı veren mü’minlerdir. (Yahudilerin müminlere cefada bulunmaları üzerine nazil oldu.) (İbn Abbas - Maide 51, 55. Ayet) Sebeb-i Nüzul: (İbn İshak) Rasulullah (Medine'deki üç yahudi kabilesinden birisi olan) Kaynukaoğullarıyla savaşa tutuşunca; (münafıkların lideri) Abdullah ibn Übeyy onların işlerine sarıldı ve onların yanında yer aldı. (Ensardan Hazrec kabilesinin reisi olan) Ubade ibnüs Sâmit (ra) ise, Rasûlullah (sav)'in yanına gitti. O Avf ibn Hazrecoğullarındandı ve onun da, Abdullah ibn Übeyy gibi Kaynukaoğulları ile anlaşması vardı. Ubade ibnü's Samit (ra), onlarla anlaşmasını bitirip Resulullah (sav) tarafında yer aldi. Onların müttefikliğinden arınıp Allah ve Rasûlüne sığındı ve: "Ey Allah ın Rasûlü! Onların müttefikliğinden uzaklaşıp Allah'a ve Rasulüne sığınırım. Allahı, Rasulünü ve müminleri dost tabul ederim. Kâfirlerin dostluk ve ittifaklarından uzaklaşırım!" dedi. İşte Maide Suresi 51-56. Ayetler Ubade İbnüs Samit (ra) ile (münafıkların lideri) Abdullah İbn Übey hakkında nazil olmuştur. (İbn Hişam, es-Siret, II, 49-50; Beyhaki, Delailün Nübüvvet, III, 174-175; Suyuti, ed-Dürrül Mensur, II, 515) (İbn İshak - Maide 51. Ayet)
Rol Arkadaşım Perdedar - Kavli Garib Çoban
Rol Arkadaşım Perdedar - Kavli Garib Çoban Seni yolunu şaşırmış bulmuş, hidayete erdirmişti. (Duha - 7)) Her ne kadar açıksa da, yüz milyon sır orada meydana çıkar. Bu manadan Esmâullah’ın çevrelediği hicaplar ortada. Allah’ın Dâll İsm-i celâlinin, o zaman henüz peygamber olmayan Peygamberimizde, tecelli ettiğine işaret etmektedir. Ol deyince olduranın doksan dokuz adı ile. Senin kurbanın ne?… Gün akşamlıdır devletlüm, elbet biz de ölürüz. İnsan en çok sevdiğiyle sınanır. Eziyet edilen bir toprak oldu insan putperest yaşamda ama o Elif hâlâ anlaşılmadı. İbrahim kalbine en yakın olan ile sınandı. Asıl mesele; fark etmeden ilahlaştırdığın hangi arzudan özgürleşebildiğindir. İnsan bazen hurûf ilmine baş vurur. Ve teheccüt vakti Elif harfinin vahdet-i gösterdiğini söyler. O mânâ âleminden bir Elif dışarı atladı. Onu anlayanlar her şeyi anladı. Hepimiz peşindeyiz ama tanımlayamıyoruz. Para mı? Aşk mı? Başarı mı?… Yoksa hepsinden öte bir şey mi?.. Eziyet edilen bir toprak oldu insan putperest yaşamda ama o Elif hâlâ anlaşılmadı. Onu anlamayanlar da hiçbir şey anlamadı. Arayanlar, söğüt dalı gibi titrerler ki, bu Elif’i anlasınlar. Hiç zamanı değildi gidişin, beni biraz sev, sana hayranım. Attığın her adım, duyduğun her saat sesi aslında tek bir hakikate çıkar. Gittin; fakat canı hasretle beraber bırakıp gittin. Ben sensiz olan dostlar sohbetini bile istemem. Karşılıksız seven için en kötü duygu, onu her gün inciten davranışları hakkında bir suretle konuşmaya çalıştığında, suretin dinlemek yerine öfkelenmesi ve durumu ona karşı çevirmesidir.
Reklam
Reklam