maide gel

maide gel
@maidegel
8 okur puanı
Aralık 2023 tarihinde katıldı
Şu anda okuduğu kitap
Bir hayvan, bilgisini artırmaya veya onu göz ardı etmeye muktedir değildir. Bilgisinin yetersiz kaldığı bir durumda — örneğin hızla gelen bir trenin bulunduğu demiryolunda şaşkın duran bir hayvanın durumunda olduğu gibi — yok olur. Ancak yaşadığı sürece, bir hayvan bilgisinin genişliğine bağlı olarak, otomatik bir güvenlik içinde, tercih kudretine sahip olmadan faaliyette bulunur: Kendi bilincini askıya alamaz — algılamamayı tercih edemez - kendi algılarını göz ardı edemez - kendi çıkarını göz ardı edemez, kötüyü seçmeye karar veremez ve kendi kendisinin yok edicisi olarak davranamaz. İnsanın buna benzer bir otomatik hayatta kalma sistemi yoktur. Otomatik bir davranış yolu ve otomatik bir değerler takımı yoktur. Hisleri ona kendisi için neyin iyi neyin kötü olduğunu, neyin hayatına faydalı neyin zararlı olduğunu, hangi amaçları izlemesi gerektiğini ve hangi araçların onu bu amaçlara ulaştıracağını, hayatının hangi değerlere dayandığını, hangi davranış rotasını izlemesini gerektirdiğini otomatik olarak bildirmez. Tüm bu soruların cevaplarının neler olduğunu insanın kendi bilinci keşfetmek durumundadır; ama insan bilinci otomatik olarak faaliyet göstermez. Yeryüzündeki en gelişmiş canlı türü olarak insan, bilinci sınırsız bir bilgi elde etme kapasitesinde bir varlık olan insan, bilinçli kalma garantisi olmadan dünyaya gelen tek canlı varlıktır, insanı diğer tüm canlı türlerinden ayıran vasfı, onun bilincinin istemli olmasıdır.
Sayfa 19·Kitabı okuyor
Alıntı
Edebiyatın En Tatlı Eşleşmeleri!
Peki ya sizin favori kitabınız hangi tatlı olurdu?
Aleni mistikler, keyfi ve hesabı verilemeyen “Tanrı iradesi”ni bir iyilik standardı olarak ve kendi etiklerinin bir gerekçesi olarak almışlardır. Neo- mistikler ise Tanrı iradesi yerine “toplumun çıkarı”nı koymuşlar; böylece “iyinin standardı, toplum için iyi olandır” gibi bir tanımın girdabına düşmüşlerdir. Mantıken bu, günümüzde dünyanın her tarafındaki uygulanmasında da olduğu gibi, “toplum”un tüm etik ilkelerinin üzerinde bulunduğu, çünkü toplumun etiğin kaynağı, standardı ve ölçütü olduğu, çünkü toplum neyi irade buyurursa, her neyi kendi refahı ve memnuniyeti olarak ifade ederse, onun “iyi” olduğu anlamına gelmektedir. Bunun anlamı, “toplumun” canı istediği her şeyi yapabileceğidir, çünkü “iyi” toplumun yapmayı istediği şeydir (çünkü toplum onu istemektedir). Ve “toplum” diye bir varlık olmadığından, toplum sadece belli sayıda münferit insan olduğundan, bu, bazı insanların (çoğunluk veya toplumun sözcüsü olma iddiasındaki herhangi bir çetenin) gerçekleştirmek istedikleri herhangi bir kaprisi (veya zorbalığı) etik olarak görmeye ve göstermeye yetkili oldukları ve öteki insanların da etik olarak hayatlarını bu çetenin arzularına hizmet edecek biçimde harcamaya yükümlü oldukları anlamına gelmiştir.
Sayfa 14·Kitabı okuyor
Alıntı
Tabiat insana otomatik bir hayatta kalma şekli sağlayamadığından ve insanın hayatta kalmayı kendi çabasıyla becermesi/başarması gerektiği için, bir insanın kendi çıkarının peşinde koşmasının kötü olduğu düşüncesi insanın yaşama arzusunun da kötü olduğu, yani insanın hayatının da kendi başına kötü olduğu anlamına gelir. Hiçbir düşünce bundan daha kötü olamaz.
Alıntı
Bugün ahlaki yargı diye kabul edilen şeyin ahlaksızlığına bir bakın. Servet üreten bir sanayici ile banka soyan bir gangsterin her biri de kendi “bencil” çıkarının peşinde olduğu için eşit derecede ahlaksız görülmektedirler. Ailesine destek olmak için kariyerinden vazgeçen ve tezgâhtarlıktan yukarı çıkamayan genç bir adam, eziyet verici bir mücadeleye katlanan ve kişisel tutkusuna ulaşan gence göre ahlaki bakımdan daha üstün sayılmaktadır. Bir diktatör de ahlaklı görülmektedir, çünkü o tarifi mümkün olmayan gaddarlıkları kendisi için değil de “halk”ın çıkarı için yapmıştır.
Alıntı
Beni de. Başka bir şey sarstı beni. Çocukluğunuzda, çevrenizde şişko bir yeteneksizlikten başka bir şey göremediğiniz zamanlarda, içinizden avaz avaz bağırmak gelir miydi? Pek çok şey yapılabileceğini, hepsinin de iyi yapılabileceğini bildiğiniz, ama yapacak gücünüz olmadığı için? Çevrenizdeki boş kafaları patlatamadığınız için? Emir almak zorunda kaldığınız için, ki o da yeterince kötü, ama sizden çok aşağıda kimselerden emir almak zorunda kaldığınız için! Bunu hiç hissettiniz mi?" "Evet." "Öfkenizi içinize atıp sakladınız mı? Kendi kendinize, gerekirse kendimi çatlatırım, ama mutlaka çevremdeki insanları da, her şeyi de ben yönetecek duruma gelirim, dediniz mi?" "Hayır." "Demediniz mi? Kendinize unutturdunuz mu?" "Hayır. Yeteneksizlikten nefret ederim. Galiba nefret ettiğim tek şey o. Ama bu bende insanları yönetme isteği doğurmadı. Onlara bir şeyler öğretme isteği de doğurmadı. Kendi işimi kendi yolumdan yapma, gerekirse o yolda kendimi parçalama isteği doğurdu.
Sayfa 469·Kitabı okudu
Alıntı