Aleni mistikler, keyfi ve hesabı verilemeyen “Tanrı iradesi”ni bir iyilik
standardı olarak ve kendi etiklerinin bir gerekçesi olarak almışlardır. Neo-
mistikler ise Tanrı iradesi yerine “toplumun çıkarı”nı koymuşlar; böylece
“iyinin standardı, toplum için iyi olandır” gibi bir tanımın girdabına
düşmüşlerdir. Mantıken bu, günümüzde dünyanın her tarafındaki
uygulanmasında da olduğu gibi, “toplum”un tüm etik ilkelerinin üzerinde
bulunduğu, çünkü toplumun etiğin kaynağı, standardı ve ölçütü olduğu, çünkü toplum neyi irade buyurursa, her neyi kendi refahı ve memnuniyeti
olarak ifade ederse, onun “iyi” olduğu anlamına gelmektedir. Bunun
anlamı, “toplumun” canı istediği her şeyi yapabileceğidir, çünkü “iyi”
toplumun yapmayı istediği şeydir (çünkü toplum onu istemektedir). Ve
“toplum” diye bir varlık olmadığından, toplum sadece belli sayıda münferit
insan olduğundan, bu, bazı insanların (çoğunluk veya toplumun sözcüsü
olma iddiasındaki herhangi bir çetenin) gerçekleştirmek istedikleri herhangi
bir kaprisi (veya zorbalığı) etik olarak görmeye ve göstermeye yetkili
oldukları ve öteki insanların da etik olarak hayatlarını bu çetenin arzularına
hizmet edecek biçimde harcamaya yükümlü oldukları anlamına gelmiştir.