... Mitolojiden gerçek dine geçişte, şüphenin yeri de yadırganamaz. Ne yazık ki, Türk halkı herkesten şüphe ettiği halde din adına konuşanlardan asırlardır şüphe etmemiştir.
...Demek "Allah" bizim için bir put olabilir...
Allah'a nasıl ibadet edileceğinin kurallarını sen kendin koyarsan, "Allah" adında bir puta tapmış olursun. O, Kur'andaki Allah olmaz...
...Keza Kur'an da bizim için put olabilir.
...Kendine bir bakış/ölçü/göz belirlersin. Örneğin, Kur'an da "bilim" ararsın, "şifre" kovalarsın, 'ezber'den başka bir şeyi ile ilgilenmezsin, 'şifa' niyetine okuyup üfleme aracı yaparsın vs. Bunlar Kur'an'ı "kerim" gözle okumalar olmayıp, Kur'an'ı, okuyanın putu haline getirebilir.
Türkçede "israf etmek" deyimi kendi emeği ile kazandığından gereksiz yere harcamayı ifade etmek için kullanılıyor ki Kur'an da bu anlamda değildir. Bilakis başkasının emeğinden geçeni harcamak manasındadır. Bu anlamıyla "hortumcunun" har vurup harman savurmasını ifade eder.
Kendi emeğinden gereksiz harcamaya ise Kur'an "tebzir" der. Tebzir lüzumsuz harcama demektir. (İsra;50/26) Bu durumda "Yiyiniz, içiniz, israf etmeyiniz," demek "Kendi emeğinizle kazandığınızdan yiyiniz, içiniz fakat başkasının emeğini yemeyiniz, mele-i mütrefin yapmayınız, bundan kaçınınız." demektir.
Allah-insan ilişkisinde bile, efendi-köle ilişkisi değil; "gönüllü birliktelik" ilişkisidir. Kur'an der ki; "Benim Rabbim sırat-ı müstakim üzerindedir." (Hud;56). Yani Allah, insanlarla hegemonik ilişki kurmuyor. Bizi zaten kendi uyduğu, üzerinde olduğu yola çağırıyor. Varlık ve oluş kanunlarına (sevgi, merhamet, adalet, doğruluk, dürüstlük) birlikte uyalım, bende onlara uyuyorum diyor. "Kendime rahmeti farz kıldım." (En'am;54) bu demektir.