Sen, beni asla, asla tanımayan, bir su birikintisinin yanından geçercesine yanımdan geçip giden, bir taşa basarcasına üstüme basan, hep, ama hep yoluna devam eden ve beni sonsuz bir bekleyiş içerisinde bırakan sen, kimsin ki benim için?
“Şu memleketin en güzel toprağı sende, en güzel dükkanı sende, en güzel evi sende, en güzel urbası sende, en güzel bıyığı da sende,” dedi.
... Bir an, ama çok bulanık bir biçimde, zenginliğin yarattığı yoklukların varlığına eliyle dokunur gibi oldu.