Adamın biriyle konuşuyordum. Sizin Ruslardan, sert bir adam. Ona kalırsa, gönlünün dilediği gibi değil de,
Tanrı'nın buyurduğu gibi yaşamalıymış. Tanrı'ya yakarırsan, dilediğin her şeyi verirmiş sana. Oysa kendisi
delik-deşik, yırtık-pırtık giysiler içindeydi. Dedim ki; "Sana yeni giysiler vermesi için Tanrı'ya yakarsana!"
Kızdı, sövüp sayarak kovdu beni. Oysa, az önce insanları bağışlamak, sevmek gerektiğinden söz ediyordu.
Eğer sözlerim ona dokunduysa, beni bağışlasaydı ya. Al işte sana öğretmen! Başkalarına az yemek
gerektiğini öğretir, kendileri günde on öğün tıkınırlar.
Hayat ha? Başka insanlar ha? diye sürdürdü sözlerini. Hele hele! Sana ne bunlardan? Senin kendi hayatın
yok mu? Başka insanlar sensiz yaşıyorlar ve sensiz yaşayacaklar. Yoksa birilerine gerekli olduğunu mu
sanıyorsun? Sen ne ekmeksin, ne de değnek, kimsenin sana ihtiyacı yoktur.