Makikosan

Makikosan
@makikosan99
8/10
·248 syf.··
2026 42. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 22 Haziran 2026 14:50
Biri, Hiçbiri, Binlercesi / Luıgı Pırandello Nobel ödüllü İtalyan yazar Pırandello tarafından kaleme alınmış bu eser felsefi boyutlarıyla insana birçok soru sorduran, farkettiren ve hazmettiren bir kitaptı. ‘ İşte; kendi adına o da bir nevi “hiçbiri”ydi. Ama bu belki de, herkesin gözünde “biri” olmanın yoluydu. ’ Karakterimiz Moscarda bir gün karısı tarafından eleştiriye maruz kalır. Burnunun yamuk olmasıyla ilgili görüş bildiren karısı Moscarda’nın varoluşsal sancılar çekmesine vesile olur. Moscarda, o güne kadar burnun yamuk olduğunu hiç farketmemişti. Onu kendi yapan, bu dünyada temsil ettiği tüm özellikleri barındıran bedeninde demek ki dışarıdan böyle kusurlu bir görüntü vardı. Artık her konuştuğu insan onu yamuk burnuna bakıyormuş gibi hissediyor, her ne kadar iyi özelliklere sahip olursa olsun burnundan dolayı kimsenin onu ciddiye almayacağını düşünüyordu. Bu başlangıç noktasından çıkan düşünceleri çok farklı noktalara evrilmeye başladı. Moscarda, bu dünyada benliğini temsil edebilmesi için bu bedeni emanet olarak almıştı. Yani bu beden aslında Moscarda değildi. O, bu bedenin içindeydi, onun benliği bu bedenle sınırlı değildi. Ama insanlara bunu nasıl anlatabilirdi ? O kim olursa olsun karşısındaki insan onu nasıl görüyorsa, hangi kalıba sıkıştırdıysa öyle olmak zorundaydı. Moscarda bile tam olarak kim olduğunu bilmiyorken insanlara gerçek benliğini gösteremezdi. Bu yüzden öncelikle o kendini tanımalı, kendine dışarıdan bir gözle bakmalıydı. İşte böyle geçti ayna karşısına, bol bol konuştu kendiyle. Karşısında duran insana uzaktan bakarak sorunlarının çoğunu çözeceğine inanıyordu. Düşünceler birbirini kovalarken ucu bucağı olmayan bir karanlığa düştü. Toplumun önyargıları üzerinde durmayarak yoluna devam etti ve kendi benliğinin özgürlüğüne doğru bir yola çıktı…
Biri, Hiçbiri, BinlercesiLuigi Pirandello · İthaki Yayınları · 20215,7bin okunma
Reklam
10/10
·280 syf.··
2026 25. kitabı
D Koğuşu Psikolojik gerilim kitaplarının iyi yazılmışlarının hayranıyım. Yazardan okuduğum dördüncü kitaptı (Hizmetçi serisi ve Sakın Yalan Söyleme kitaplarını okumuştum.) ve benim için şimdilik en iyisiydi. Gerçekten her sayfada gerim gerim gerildim, kitabı elimden bırakamadım… Böyle kurgularda sırf şaşırtıcı olsun diye çok saçma bağlantılar kurulan kitaplar da okumuştum fakat bu kitapta hem kurgu, hem de olayların işlenişi çok iyiydi. Kalp atışınızı hızlandıracak bir kitap okuyacaksınız. Konuya gelecek olursak; Amy, tıp fakültesinde okuyan bir öğrencidir ve psikiyatri stajında, hastanenin dokuzuncu katındaki D Koğuşu’nda nöbet tutması gerektiğini öğrenir. Bu nöbet fikri onda büyük bir huzursuzluk oluşturur, çünkü D koğuşundaki hastalar diğer insanlar için tehlike arz ettiğinden tamamen kilitli bir katta tutulmaktadır. 12 saatlik bir nöbette en fazla ne olabilir ki ? Diye düşünüyorsanız her dakikanın saat gibi aktığı bir zaman akışına hazırlıklı olun… D koğuşunda nöbet vakti geldiğinde önce sakin başlayan gece birer birer sürprizlerin ve geçmişten gelen kişilerle beklenmeyen karşılaşmaların etkisi sayesinde büyük bir ivme kazanır. Kitapta akıl hastası insanların diyaloglarından, doktor ve hatta stajyerlerin söylemlerinden hiç birine doğru dürüst güvenemedim. Herkes yalan söylüyor olabilir. Kim gerçek, kim sahte, kim tehlikeli, kim korumacı Amy için sınavlarla dolu bir gece yaşanmaktadır. Çok güzel ters köşelerle doluydu. Beni çok şaşırttı. Tavsiyedir.
D KoğuşuFreida McFadden · Olimpos Yayınları · 20243,583 okunma
7/10
·160 syf.··
2026 5. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 11 Ocak 2026 16:35
• De Ki İşte / Oruç Aruoba • Felsefe kitabı olarak konumlandırılmış bu eser parça parça metinler halinde düzenlenmişti. Hem şiir gibi hem değil, hem öykü gibi hem değil. Yazar ölüm (de), yaşam (ki), felsefe (işte) konularında üç başlık olarak aklından geçen düşünceleri belli bir düzene bağlı kalmadan aktarmıştı. Oldukça vurucu, düşündürücü cümleler ile karşılaştım, çokça cümlenin altını çizdim. Son bölümün aksine ilk iki bölüm daha çok hoşuma gitti. Ölüm (De) bölümünde, okuyucuya yaşam ile ölümün farkları hakkında iletim sağlanmış. Bir gün ölümün bizi bulacağı gerçeği kaçınılmaz olduğundan yaşamamız gerektiği öğütlenmiş. Ayrıca yazar, aslında yaşama anlam katan şeyin ölüm olduğunu, her ne kadar ölüm soğuk bir gerçek olarak karşımıza çıksa da ölümsüz bir yaşamın ne kadar anlamsız olabileceği gerçeğini okuyucuya sunuyor. “Yaşam ne denli gecikirse geciksin, ölüm hep zamanında gelir. Ölüm gecikmez.” Yaşam (Ki), insanın savrulduğu tüm yolların toplamı olarak karşımıza çıkar. İnsan sürekli bir gaye peşinde ömrünü geçirir, hep bir yerlere varma çabasındadır ve oraya vardığında ne yapacağının aslında kendi de farkında değildir. Belki de sürekli bir yerlere yetişmeye, bir amaç uğruna kendini heba etmeye adadığı şey yaşamın kendi anlamıdır. Bedel ödemeye hazır olundunduğunda atılan adımlarla yaşama yön verilir. Bu yönlenme ya yükseliş, ya batış olacaktır… “Yaşam, yazarı da, sahneye koyanı da, baş oyuncusu da sen olan; ama senin yalnızca seyircisi olduğun bir oyundur.” Felsefe (İşte), anlamsızlığı anlamlılığa itme çabası olarak tanımlanmıştır. Bu iş, felsefe yapan kişinin ne olmadığını kesinlikle bildiği; ama, ne olduğunu bilmediği bir iştir. Yazar, Wittgenstein, Nietzsche, Kant gibi ünlü filozofların düşünceleriyle bu bölümü desteklemiştir. “Felsefede önemli olan
De ki İşteOruç Aruoba · Metis Yayınları · 20186,9bin okunma
9/10
·464 syf.··
2026 3. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 08 Ocak 2026 20:33
Deniz İşçileri / Victor Hugo Bugün Victor Hugo’nun diğer eserleri kadar popüler olmayan, betimleme yükü fazla olduğundan ve denizcilikle ilgili terimlerin çokluğu nedeniyle kolay okunamayan ‘Deniz İşçileri’ kitabıyla geldim. Kitap 1866 yılında okurlarıyla buluşmuş. Yazarımızın sürgüne gittiği ve 15 senesini geçirdiği Guernsey Adası kitaptaki konumdu ve yazar bu adaya o kadar gönül bağı kurmuş ki, bu kitabı da Guernsey Adası’nda yaşayan deniz işçilerine ithaf etmiş. Yazdığı eserlerde belli temalar üzerinden ilerlemek isteyen yazar; din, toplum ve doğa olarak bir üçleme oluşturmuştur. Bu kitapta genel tema tabiat ağırlıklıydı. İnsanın doğada varoluş mücadelesine çokça yer verilmişti. Her ne kadar kaptanlık eğitimine doğru giden bir anlatımla karşılaşsanız da sabredip hikayeyi bitirmenizi tavsiye ederim. Derinliği ve ayrıntıları fazla fakat çok anlamlı bir hikayeydi… Okurken okyanusun derin dalgaları arasında sürüklendim, kayalıklara vurdum, kayalıklar arasındaki dehlizlerde çeşitli su canlılarıyla savaştım ve yaşam mücadelesinde verilen çabayı doruklarda hissettim. Peki bu kitap nasıl bir konu üzerinde şekilleniyor ? Guernsey Adası’nda bir kadın yanında bir çocukla beraber Bû de la Rue’de yaşamaktadır. Bu mekanın perili olduğu düşünüldüğünden burada yaşayan kişiler de olağanüstü varlıklar olarak görülüp toplumdan dışlanıyor. Kadının ölümüyle beraber burada yalnız yaşamaya başlayan Gilliat kitabımızın baş kahramanıdır. Bu genç kendini denizcilikte, marangozlukta ve daha birçok yönde çok güzel geliştirir, çoğu kişinin yapamadığı yolculuklarda yeterlilik kazanacak hale gelir. Bir diğer yandan zamanın ilk buharlı gemisi olan ‘Durande’i icat eden, itibar sahibi Üstat Lethierry karşımıza çıkar. Bu adamın bir de güzel yeğeni Déruchette vardır. Günlerden bir gün Durande
Deniz İşçileriVictor Hugo · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20242,509 okunma
10/10
·129 syf.··
2026 2. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 04 Ocak 2026 21:56
Bu Hikaye Senden Uzun Osman Bence yanlış anlama Osman, bu kitabın muhatabı sen değilsin. Yazarın içinde yarattığı Osman ile asıl dava, kişiselleştirilen duygular, içte büyütülen yansıman asıl mesele. Bu mesele öyle bi hale gelmiş ki artık halledilmesi gerekiyormuş, yazar içinden yazarak atıyor seni. İçini döktüğü bu kağıtlarla beraber senden uzaklaşırken aslında kendine yaklaşıyor… Bir ayrılık hikayesi. Aşkın belki de en kötü yanı bitebilme ihtimali. İnsanlar birbirine hayatını adarken yarın olmama ihtimaline adapte olamıyor, ayrılık hiç yaşanmaz gibi geliyor. Sonra yaşandığında; kocaman bir boşluk. Osman’ın yokluğuyla savaşırken iç döküşlerle beraber bazen inkar, en son kabulleniş durumlarıyla çok gerçek bir duygu akışı okudum. Aylin Hanım’ın kafasına bayıldım! Çok güzel alıntılarla bezenmiş ve alıntılardan yorumlar çıkartılarak çözümlenmişti hisler. Her bölüm sonunda o bölümü temsil eden görsellerle de süslendiğinden oldukça akıcı okundu. Bu kitabın neden bu kadar beğenildiğini şimdi anlıyorum, söylenenler az bile Kitapta en çok hoşuma giden nokta şu oldu; bir melodram söz konusu olsa da yazar hiç yaşamdan vazgeçme karamsarlığına düşmemişti, hep bir direniş ve yarınlardan umut söz konusuydu. Evet başımıza çok kötü şeyler gelebilir, evet bazen bunu kaldıramayacak gibi de hissedebiliriz ama “dünyanın sonundan başka hiçbir şey dünyanın sonu değildir.” Her düşüşten daha güçlü kalkabileceğimiz ve bunu ancak düştüğümüz durumlarda ‘kendimize’ tutunarak kalkıp yapabileceğimiz gerçeğinin hatırlatılması çok kıymetliydi. Tavsiyedir
Bu Hikâye Senden Uzun OsmanAylin Balboa · İletişim Yayıncılık · 202213,7bin okunma
Reklam