Siyaset, toplumu dönüştürme iddiasını ve entelektüel derinliğini tamamen kaybedip sadece bir "hayatta kalma ve kaynak yönetimi" mekanizmasına dönüştüğünde, ortaya çıkan manzara kaçınılmaz olarak salt bir iktidar ve koltuk mücadelesi oluyor. 1950'lerdeki o "saçmalıklar", devletin kurumsal yapısını, toplumsal dokusunu ve hukuku kelimenin tam anlamıyla baltayla kesip biçen, sonuçları çok ağır ve kanlı olan cinstendi. Rövanşizm ve Sembolizm: Paradan İnönü resmini kaldırmak gibi kişisel hırslarla uğraşırken, diğer yandan hem Atatürk'ün mirasını silmeye çalışıp hem de bizzat menderes hükümeti eliyle Atatürk'ü Koruma Kanunu çıkarmak tam bir trajikomik siyasi felakettir. Hukuk ve Yargı Komedisi: 1950 affındaki o muazzam hukuki işbilmezlik; solcuları içeride tutalım derken baltayı taşa vurup Anayasa Mahkemesi de henüz yokken açılan davalarla ipin ucunu kaçırmak tam bir basiretsizlik örneğidir. İdari Şark Kurnazlığı: Kendine oy vermeyen Kırşehir'i cezalandırmak için ilçeye dönüştürmek (ki sonradan Malatya ve Adıyaman'da da benzer sınır oyunları yapıldı), devlet ciddiyetiyle tamamen dalga geçmekti. Toplumsal ve Siyasi Baskı: 1951 Tevkifatı ile entelektüel avına çıkılması, basına ve muhalefete yönelik o hoyrat cadı kazanı... DP dönemi de baştan aşağı, bugünü aratmayacak cinsten yapısal absürtlüklerle, kişisel hırslarla ve kasaba siyasetçiliğiyle doluydu. İlk dönem (DP), devlet gücünü ilk kez tam anlamıyla eline geçiren bir kadronun hukuku ve kurumları hoyratça yıktığı, hırsın ve çiğliğin egemen olduğu "yıkıcı bir saçmalıktı". Bugün izlediğimiz ise, o yıkılan zemin üzerinde artık hiçbir kuralın, kurumun ve ilkenin ciddiye alınmadığı, her şeyin sadece bir sosyal medya içeriğine indirgendiği "post-modern bir saçmalık".
Tarih
Malatya
Hilal ile yıldızın buluşması 🇹🇷
1000Kitap
Reklam
Malatya'dan bir isteği olan var mı? Kayısı hariç...
1000Kitap
Malatyalı okurlara duyurulur: Dün itibariyle Malatya'da çok büyük bir kütüphane açıldı. Bölgenin en büyük kütüphanesi olduğu söyleniyor.
Şarkı sözleri
Niye inkar ettin sevmedim diye Gapıdan geçerken göz etmedin mi Helkeler kolunda suya giderken Çeşmeye gel diye el etmedin mi... Malatya yöresi türküleri
Müzik
Türkiye Cumhuriyeti’nin 1923’teki kuruluş paradigması, etnik çeşitliliği tek bir potada eritmeyi hedefleyen Fransız tipi, merkeziyetçi bir ulus-devlet modeline dayanıyordu. Dolayısıyla "bürokratik ve askeri filtre", sistemin en temel savunma mekanizması olarak kurgulandı. Burada analiz edilmesi gereken çok kritik bir ayrım var. Etnik köken ile siyasi/demokratik temsil arasındaki o aşılmaz duvar. Türkiye’de Kürt kökenli olmak, devletin en üst kademelerine (Başbakanlık, Cumhurbaşkanlığı, Meclis Başkanlığı) tırmanmaya tek başına bir engel teşkil etmedi. Ancak bunun tek ve sarsılmaz bir şartı vardı: Sistemin resmi ideolojisini (Türk ulus kimliğini) tamamen benimsemek, taşımak ve alt kimliğini kamusal alanda bir hak arayışına dönüştürmemek. İsmet İnönü: Köken olarak Malatya/Bitlis hattına, yani Kürt coğrafyasına dayanıyordu. Ancak Cumhuriyet'in erken dönemindeki o sert merkeziyetçi ve homojenleştirici politikaların (Şark Islahat Planı gibi) altındaki en büyük imzalardan biri ona aitti. Sistem içinde "Kürt İsmet" olarak anıldığı dönemler olsa da devlet aklının en sadık yürütücüsüydü. Turgut Özal: "Anam Kürt" diyerek etnik kökenini kamusal alanda rahatça telaffuz eden ilk Cumhurbaşkanı oldu. Özal, 1990'ların başında federasyon dahil her tabuyu tartışmaya açmaya, Kürtçe yayın ve dil yasağını esnetmeye çalıştı. Ancak tam da o "Müesses Nizam" duvarına, askeri ve bürokratik vesayete çarptı. Bu hamleleri kalıcı bir demokratik reforma dönüştüremeden, fırtınalı bir dönemde aniden hayatını kaybetti. Ordu, cumhuriyetin ideolojik genetiğini koruyan en sert kabuktu. TSK bünyesinde yükselmenin şartı sadece askeri başarı değil, anayasal bir dogma haline getirilen "Türk milletinin çıkarlarına" ve "Türklük" sözleşmesine sarsılmaz bir sadakat göstermekti. Kendi etnik kimliğini
Tarih
Reklam
Reklam