Büyülü Nisan , betimlemeleri ve kafamda oluşturduğu görüntüleri ile içimi ısıtan, son derece hoş bulduğum bir roman oldu.
Birbirlerini tanımayan ve birbirlerinden oldukça farklı olan 4 kadının İtalya’da büyüleyici bir şatoda kendileri ile yüzleşmeleri konu alınıyor. Her bir kadın şatoya gelmesiyle kendi hayat mücadeleleri hakkında derin düşüncelere dalıyor ve aslında birbirlerinden ne kadar farklı olsalar da ortak noktaları kendi yaşamlarından çaresizce uzaklaşmak, kaçmak istemeleri. Kitap ilerledikçe her karakterin gelişimi ön göremediğim şekilde hızlı ve doğru şekilde gelişti. Olayların her ne kadar büyülü bir şekilde mükemmel ilerlemesini gerçekçi bulmasam da kitapta aslında güzel olan her şeyin altında yatanın ‘sevgi’ olduğu mesajı doğru ve önemliydi.
Sevgiyle birbirine eskisi gibi bağlanan hayatlar, farkındalıklar…
Hiçbir şey için geç olmadığı ve her zaman umudun olduğu, toplumun farklı kesimlerinden temsil edilen karakterleri ile zaman zaman güldürürken zaman zaman da okuyucuyu derin düşüncelere itiyor.
Yine birisi için önemli olmayı ne kadar çok özlüyordu; kürsülerde önemli olmak değil, bir hayır kurumunun parçası olarak önemli olmak değil ama özel bir şekilde önemli, yalnızca başka biri için, tamamen özel, başka kimsenin bilemeyeceği veya fark etmeyeceği şekilde.