Puan vermedi·256 syf.··
2026 45. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 14 Haziran 2026 03:40
Malma İstasyonu Kitap, ilk bakışta çok tanıdık bir imgeyle açılıyor: Bir tren ve enfes bir yaz manzarasında yol alan yolcular. Ancak Schulman’ın treni, sadece mekânsal bir yolculuk vadetmiyor; o vagonlar aslında zamanın, anıların ve en önemlisi de miras bırakılan travmaların içinde hareket ediyor. Harriet, Oskar ve Yana... Bu üç karakterin yolları Malma İstasyonu’na doğru ilerlerken, okur olarak biz de doğrusal olmayan, adeta bir yapbozun parçalarını andıran bir kurgunun içine çekiliyoruz. Yazar, zaman çizgileriyle öyle ustaca oynuyor ki, bir karakterin yetişkinliğindeki o anlamsız öfkesinin ya da kontrol tutkusunun köklerini, birkaç sayfa sonra başka bir zaman diliminde, küçük bir çocuğun kalbinin kırıldığı o kırılma anında buluyoruz. Romanın en can yakıcı ve bence üzerine en çok düşünülmesi gereken teması: Kuşaklararası travma mirası. Schulman, anne ve babaların kendi hayatlarında çözemedikleri, sırtlarında taşımaktan yoruldukları o psikolojik bagajları nasıl haksız bir şekilde çocuklarının omuzlarına bıraktığını anlatıyor. Kitaptaki şu cümle aslında tüm metnin özeti gibi: "Gelecek çoktan belirlenmiştir, ona etki edebilmek mümkün değildir. Fakat geçmiş değişkendir, her zaman hareket halindedir." Gerçekten de karakterlerin zihninde geçmiş hiç durmuyor; sürekli yeniden üretiliyor, bugünü zehirliyor ve geleceği ipotek altına alıyor. Özellikle küçük Harriet’ın o "istenmeyen çocuk" olma hissiyle baş etmeye çalışırken babasını memnun etmek için çırpınışı, onun gözünden dünyayı okumak, insanı kelimenin tam anlamıyla bir kalp sıkışıklığıyla baş başa bırakıyor. Schulman’ın tarzını seviyorum çünkü dili gereksiz bir dramla süslemiyor. Oldukça yalın, yer yer mesafeli ama tuhaf bir şekilde çok şiirsel ve vurucu bir anlatımı var. Karakterlerin iç dünyasını, o sığamama ve aidiyetsizlik
Malma İstasyonuAlex Schulman · Timaş Yayınları · 20245,5bin okunma
''Krizin Fenomenolojisi ve Tinsel Parçalanma"
10/10
·137 syf.··
Beğendi
·
2025 14. kitabı
·
76 günde okudu
·
Okunma: 06 Ekim 2025 23:26
Krizin Fenomenolojisi ve Tinsel Parçalanma: Estetiğin Huzursuzluğu Üzerine Radikal Bir Yapısöküm ve Epistemik Soruşturma Birinci Bölüm: Giriş, Konfor Alanının Tasfiyesi ve Tekinsizliğin Epistemolojik Kökenleri Sanat felsefesi, çağdaş estetik teorileri, ontoloji ve Batı düşünce tarihinin o labirentimsi koridorları içinde, okurunu tanıdık olanın güvenli limanlarından koparıp, varoluşsal bir tekinsizliğin tam ortasına fırlatan metinlerin sayısı parmakla gösterilecek kadar azdır. Estetiğin Huzursuzluğu, işte bu tavizsiz, uzlaşmasız ve radikal kopuşun, insan zihnini en ücra kılcal damarlarına kadar hırpalayan ve yerleşik algı kalıplarını un ufak eden o muazzam entelektüel dehasının en somut, en cüretkar felsefi vesikasıdır. Bu eseri okuma deneyimi, düz çizgisel bir metni konforlu bir rasyonalizmin rehberliğinde arkaya yaslanarak takip etmekten bütünüyle uzaktır; aksine kavramların, estetik paradigmaların, dilsel bariyerlerin ve felsefi kırılmaların geometrik olarak sürekli genişleyen, genişledikçe de okuru içine çeken o girdapsı sarmalında bir zihinsel irade savaşı vermektir. Kitabın okur üzerinde kurduğu o aşılması güç direnç, insanı kelime kıtlığıyla ve zihinsel bir felç haliyle baş başa bırakan o zorlayıcı entelektüel yapı, yazarın üslubundaki bir sakatlıktan ya da dilsel bir kurgu beceriksizliğinden kaynaklanmaz. Tam aksine bu muazzam zorluk, sanatın ve estetiğin kendi ontolojik doğasında barındırdığı o köksüz, tekinsiz, tekinsiz olduğu kadar da ele geçirilemez, formüle edilemez olan o ezeli "huzursuzluğu" metnin doğrudan gramerine, söz dizimine ve kavramsal omurgasına bir zehir gibi enjekte etmesinden ileri gelir. Metnin derinliklerine doğru sızmaya başladığımızda, karşımıza çıkan ilk büyük felsefi barikat, güzelin, estetik nesnenin ve sanatsal yaratımın salt
Felsefe
Estetiğin HuzursuzluğuJacques Ranciere · İletişim Yayınları · 201421 okunma
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
8/10
·256 syf.··
2026 33. kitabı
Bazı kitaplar vardır sonu bağlanamayan ama bu kitap son sayfalarına kadar aman bu da havada mı kalacak diye düşündürürken birden tüm konuları toplayıp bağlayabilmiş.. Okurken fazla beklentiliydim tam anlamıyla karşılamadı beklentimi.. ama yine de sonuyla olabilir dedirtti.. bir baba kız ve ikinci nesil anne kız ve eşinin hikayesinin parçalarından oluşuyor kitap.. Harriet boşanmaya karar veren bir ailenin iki kızından biri.. ebeveynler boşanmada hem fikir ama ikisi de diğer kardeşi isterler yani Amelia bir çocuğun dağılan aile bireyleri tarafından istenmediğini duymanın travmasıyla ayrılırlar.. anne her zaman olduğu gibi istediğini elde eder ve Harriet'i babasıyla bırakır.. Harriet'in babası fotoğraf çekmeyi özellikle kartal fotoğrafları çekmeyi çok sever ve evde sevgiden yoksun ilişkileri başlar.. Baba kardeşlerin görüşmesi gerektiğini düşünür ve kitabın adı olan Malma istasyonu vasıtasıyla kızını kardeşine götürür.. kardeşler bir arada yüzmek için baş başa iken Amelia'ın Harriet'ın kulağına söylediği bir şeyden sonra kavgaya tutuşurlar ve istemesede kavga sırasında kardeşinin göğüs ucunu koparır.. Ve bir daha görüşememelerine neden olur bu olay.. baba ne yaparsa yapsın kardeşinin söylediğinden bahsetmez Harriet.. evlenir kendi kızı olur Yana.. Yana annesinin babası Oskar'ı aldattığını annesinin onu havuza götürdüğünde yanında bir adamla konuşurken görmesi adamın kendisine birşeyler alması için para verip gönderdiğinde annesi adamla öpüşürken görmesi ve bunu babasına anlatması sonucu annesinin bir daha eve dönmemesi üzerine sorunu kendinde görür ve annesinin çocukluk fotoğrafları ve hatıralarının peşine düşer..(bu kısım şahsi fikrim).. Annesinin Malma istasyonu yakınındaki göl evinin kıyısına babasıyla gömdüğü tavşanının küllerini ararken tren istayonundaki intaharı
Malma İstasyonuAlex Schulman · Timaş Yayınları · 20245,5bin okunma
9/10
·256 syf.·
2026 44. kitabı
Ustalıkla kurgulanmış,üç ayrı kuşağın iç içe geçen muazzam hikayesi. Kurgusu bir yapboz gibi; her bölüm bir öncekinin boşluğunu dolduruyor, son sayfalarda taşlar yerine oturduğunda bizi duygusal bir yumrukla baş başa bırakıyor sanki. Çocukluk yaraları, iletişimsizlik, tekerrür eden bir kader. Okunası bir eser.
Malma İstasyonuAlex Schulman · Timaş Yayınları · 20245,5bin okunma
Bozkurtlar
10/10
·584 syf.··
2026 2. kitabı
·
13 günde okudu
·
Okunma: 27 Ocak 2026 00:00
Ötüken'in Türkelinden gitmemesi için binbir türlü savaşa göğüs germiş atalarımızı okuyoruz bu kitapta. Göktürk Kağanlığı'nın yıkılıp Çin esaretine girdikten sonra yiğit Kür Şad ve 40 çerisinin mücadelesiyle tekrardan kurulmasını, Türk töresinin ne denli bir hükmünün olduğunu, Çinli'nin o dönemde Türk'ten ne kadar aşağı olduğunu, vatan sevgisini o kadar güzel işliyor ki Atsız... Bu kitabı bitirince sayısız kahraman ismi kalıyor aklınızda: Onbaşı Pars, Yamtar, Çalık, İşbara Han, Sançar, Üç Oğul, Tonyukuk, Bögü Alp, Çamçar, Gök Börü, Almıla... Ama beni en derinden etkileyen iki karakter vardı ki tahmin edeceğiniz üzere Kür Şad ve oğlu Urungu. Bu karakterler elbette Atsız'ın romanına özgü isimler ama bence hepimiz inanıyoruz ve biliyoruz ki bizim atalarımız zaten bu anlatılanlar gibi yiğit, güçlü ve ulu kimselerdi. Kür Şad'ın savaşma ruhu ve asla yılmayan duruşu kitap boyunca kendine hayran bırakıyor. 9 yıl Çin tutsaklığından sonra Ötüken'de Göktürk hakimiyet ateşinin tekrar yanmasını ve eski gücüne kavuşmasını sağlayan bunun için taht hakkından vazgeçen, canını her şeyini yurdu için geride bırakan bir Türk KÜR ŞAD. Atsız, Kürşad ve kırk arkadaşının aylı kızıl bayrağı bekleyerek hala ufukları gözlediğini söylüyor umarım öyledir... Kitapta Kara Kağan'a çok kızdığım yerler oldu. Özellikle Çuluk kağanı zehirleyip öldüren çinli katun ile evlenip, Çinli kardeşini ordunun başına tümenbaşı yapması akıl işi değildi ve bana göre esirliğin de baş sebebiydi. Neyse ki daha sonra Kür Şad'ın yaktığı ateşi Kutluk Şad (İlteriş Kağan) devralıyor ve bozkurtlar diriliyor. Burda da daha çok Urungu'yu ve Ay Hanım'ın buruk hikayesini okuyoruz. Urungu'nun gönül yaralarının hepsini hissediyor ve Kür şad'ı okurken mücadeleye ağladığımız gibi bu sefer onun kötü kaderine ağlıyoruz. Yer yer boğazımı
1000Kitap
BozkurtlarHüseyin Nihâl Atsız · Ötüken Neşriyat · 202017,9bin okunma
Puan vermedi·256 syf.··
2025 59. kitabı
·
17 günde okudu
·
Okunma: 15 Aralık 2025 19:44
Malma İstasyonu’nu okurken sürekli şunu düşündüm: İnsan bir çocuğu, bir ebeveyni, bir aileyi kaybettiğini aslında ne zaman anlar? Büyük bir kırılma anı yoktur belki; daha çok sessizce büyüyen bir mesafe vardır. Kimsenin yüksek sesle adını koymadığı, ama herkesin içinde hissettiği. Bu kitap bana tam olarak bunu hissettirdi. Trenler, istasyonlar, bekleyişler… Hepsi birer metafor gibi. Harriet, Oskar ve Yana’nın hikâyesini okurken aslında onların değil, aile dediğimiz şeyin içindeki kırılganlığı izliyoruz. Söylenemeyenlerin, ertelenen yüzleşmelerin, sevgiyle verilen ama yine de yaralayan kararların hikâyesi bu. Schulman’ın en can yakıcı tarafı şu: Kimse “kötü” değil. Herkes elinden geleni yaptığını sanıyor ama yine de birileri hep eksik büyüyor. Travmalar miras gibi devrediliyor; bazen bir bakışla, bazen bir suskunlukla. Okurken insan kendi ailesini, kendi çocukluğunu, kendi anne-babalığını düşünmeden edemiyor. Kitap boyunca hafıza hiç güvenli bir yer değil. Geçmiş sabit durmuyor; her hatırlayışta biraz değişiyor, biraz eğilip bükülüyor. Belki de bu yüzden bu kadar acıtıyor. Çünkü insan en çok, kendine anlattığı hikâyelerin çatladığı yerde yaralanıyor. Alex Schulman çok sade yazıyor ama o sadeliğin altında büyük bir ağırlık var. Cümleler bağırmıyor, ağlamıyor; sadece duruyorlar. Ve insan o sessizlikte kendi iç sesiyle baş başa kalıyor. Malma İstasyonu okuması kolay, bitirmesi zor bir kitap. Çünkü kapattıktan sonra da insanın içinde bir yerlerde çalışmaya devam ediyor. Bu kitap bana şunu bıraktı: Aile bazen sığınılan bir yer değil, taşınan bir yük. Ve bazı istasyonlar vardır ki, oradan geçen herkes biraz eksik devam eder yoluna.
Malma İstasyonuAlex Schulman · Timaş Yayınları · 20245,5bin okunma