8/10
·992 syf.··
2020 253. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 12 Nisan 2020 00:00
Rigveda, Hinduizmin kutsal metinleri olan Vedalar'ın bir bölümüne verilmiş isimdir. “Veda” sözcüğü Sanskrit “vid” bilmek eyleminden türetilmiş “bilgi” anlamına gelen bir sözcük. Ric (rig) ise “ilahi” anlamına gelir. İki sözcüğün birleşiminde ses değişimi olur ve “Rigveda” halini alır. Rigveda ilahi bilgisi demektir. Veda'ların ilk bölümü (mandala) olan Rigveda, aynı zamanda en eski ve en önemli bölümdür. Rigveda tanrılara şükür ve saygı için yazılmış on kitaptan oluşur. Rigveda dünyanın en eski kutsal metnidir. Bu eser, kökleri MÖ 1500’lerde bugün Türkmenistan adı verilen bölgede yaşayan beyaz tenli ve kendilerine “Âri” adını veren insanların Pencab tarafından Hindistan topraklarına girmeye başladıkları zamana dayanır. Bu durum zamanla “Hint-Avrupa” olgusunu ortaya çıkarmış. Hint’e Arilerin gelmesiyle yerli halklar olan “Munda ve Dravidler” arasında karışmalar olmuş. Ariler kendi aralarında olduğu kadar yerli halkla da savaşmış ve esir ettikleri bu insanlara “köle” anlamında “Dasyu veya Dasa” adını vermişler. Bunlar giderek mitolojik birer varlık halinde edebiyata sokulmuşlardır. “Vishnu” kara derili halkın baştanrısı, İndra ise beyaz tenli halkın baştanrısı. İndra, insanlar tarafından kendisine en çok ilahi yazılmış Tanrı olarak görüyoruz. Burada bile Tanrıları kıyaslama ve birini diğerinin üzerine çıkarma mukayesesini okuyoruz. Anlaşılan asırlar önce de insan böyle idi, şimdiyse daha beter. Arilerin belli başlı geçim kaynaklarına bakılarak, kimi veya neyi Tanrı simgesi haline dönüştürdükleri gözlemlenebilir. Hayvanların etkisi üzerinden, ilahilerde Tanrılar ve Tanrıçalar sürekli inekler veya boğalara benzetilmiş. Konjonktürel Tanrı yaratma kaygısının sonuçları demek doğru olabilir. Belli başlı Tanrılar sık sık geçmektedir: İndra, Agni (ateş), Soma (içki). Hint
RigvedaAnonim · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2018100 okunma
Puan vermedi·88 syf.··
Beğendi
·
2023 28. kitabı
Bazı kitaplar sadece okunmaz, insanın içini açar, tam da böyle bir kitap benim için. Yazarlığı öyle katman katman anlatıyor. Ama beni en çok etkileyen şey, yazmayı bir “çocukluk hali”ne yaklaştırması oldu. Çünkü fark ettim: Ben mandala çizerken o eski, çocukluğumdaki saf keşif duygusuna dönüyorum. Zamanın akmadığı, sadece merakın konuştuğu o yere… Belki de yazmak ve okumak benim için tam olarak bu yüzden mutluluk: Çocukluğuma geri dönebildiğim tek yer olduğu için.
Babamın BavuluOrhan Pamuk · Yapı Kredi Yayınları · 20193,354 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
6/10
·360 syf.··
Beğendi
·
2025 40. kitabı
Herkese merhaba. Bugün Eleanor ve Park hakkında konuşacağım. Spoiler olduğu için kitabı okuduktan sonra okuyun! Kitabı benim için kıymetli bir arkadaşımdan ödünç aldım ve alırken bana demişti ki ''Ya çok beğeneceksin ya da hiç beğenmeyeceksin.'' Ama ben tam arada kaldım Nisa. Kitap kendine gerçekten bağladı beni ve elimden bırakamaz oldum, her kitapta yaşadığım bir durum değil bu, ama bazı yerler o kadar aceleye getirilmiş, o kadar eksik bırakılmış ki. Kendimi kitabı yargılarken buldum, ki ben açık uçlu sonları heyecan verici buluyorum ama bu son geçiştirilmek için yazılmış gibiydi. Sonunu gerçekten hiç beğenmedim. Bir sürü soru işareti bıraktı kafamda (Eleanor'un kıyafetlerini kim tuvalete attı? O tarz cümleleri kitaplarına Richie yazıyorsa Tina'nın Eleanor ile ilgili ne sorunu vardı ki kız Eleonar'a evden kaçtığı zaman yardımcı oldu. Eleanor neden delicesine aşık olduğu bir çocuğa bir yıl boyunca hiçbir gerekçe olmamasına rağmen yazmadı?). Ayrıca neden kitapta Eleanor'un en belirgin özelliği kilolu olması? Bu bir iki kez söylendiği zaman akılda kalan bir şey zaten. Ben Eleanor'u çok iyi anlıyorum, -kilonuz fazla olduğu zaman hayatınızdaki her şeyi etkiliyor, bütün düşüncelerinize yerleşiyor ve girdiğiniz her duruma kilonuzu da katıyorsunuz, birinci elden bilgi- ama bunu sadece Eleanor'dan duymak yeterliydi. Niye sevgilisi olan Park bile buna bu kadar bastırıyordu? Eleanor'un annesinin davranışlarının çoğu açıklanamazdı hatta bırakın annesini birçok kişinin birçok davranışı birbiriyle örtüşmüyordu. Kafamdaki soru işaretlerinden bazılarının da sebebi bu zaten. Kitap iki kişinin ağzından yazılmış olsa da başrolün Eleanor olduğu çok belliydi ki bu hoşlanmadığım şeylerden bir tanesi. Eleanor'un hayatında olduğu gibi kitapta da babasının yok yazılmasına pek
Eleanor ve ParkRainbow Rowell · Pegasus Yayınları · 20153,305 okunma
1/10
·160 syf.··
2025 27. kitabı
Çox bəsit və qeyri-real, əlavə olaraq məntiqi ardıcıllığı yoxdur. Ümumiyyətlə bu kitabda nəsə axtarmağa dəyməz. Sırf romandır deyib nağıl kimi də oxumağı məsləhət görmürəm.
İzabel Üçün MandalaAntonio Tabucchi · Qanun Nəşriyyatı · 2020133 okunma
Puan vermedi·144 syf.··
2022 2. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 26 Ocak 2022 00:00
Mandala denilince ilk akla hazır boyama kitapları gelmekte, mandala sanatına dair Türkçe basılı kaynak kısıtlı maalesef , o yönden öncülük etmesi hoş olmuş. Fakat bu kitapta da açıkçası her şey havada gibi, konu sıralaması vs. karışık geldi bana. Cümleler sanki kötü çeviri uygulamalarından çeviri yapılmış gibi. vermek istediği bilgiler değerli olabilir ancak kurgu, yazım şekli vs. açısından okurken pek de keyif alamadım :/
MandalaGülben Gönülden · Postiga Yayınları · 20209 okunma
Jung Okumaları
Puan vermedi
Jung Okumaları: Anılar, Düşler, Düşünceler ve Öz’ümdeki Yansımaları Jung’un 86 yıllık ömrünün 83. yılında kaleme aldığı Anılar, Düşler, Düşünceler kitabı, onu daha yakından tanımak açısından çok kıymetli. Biz de Öz’ümle Kitap Kulübü’nün 3. yılına bu eserle başladık. Kierkegaard’ın “Hayat ileriye doğru yaşanır, geriye doğru anlaşılır” sözünü hatırlatır şekilde, Jung’un bu kitabı; düşündüklerini, yaptıklarını, vazgeçtiklerini ve yaşadıklarını geriye dönük bir bakışla anlamamıza imkân veriyor. Jung, içsel dünyasının tüm zenginliğini bizlerle paylaşırken, “Dışa bakan hayal görür, içe bakan uyanır” sözünde belirttiği gibi, içe bakmanın ne anlama geldiğini kendi yolculuğu üzerinden anlatıyor ve bizleri de aynı cesareti göstermeye davet ediyor.Kitabın düzeni, Jung’un taşları nasıl üst üste koyduğunu, çıktığı kahramanlık yolculuğunda hangi duraklardan geçtiğini gösteriyor. Sanıldığının aksine dili oldukça açık; Jung’un, anlaşılması güç olanı anlaşılır kılmak için gösterdiği çabayı hissediyoruz. Nitekim kendisi de “Bunu başaramazsam mutlak yalnızlığa mahkûm olacağımı biliyorum” diyerek bu niyetini ortaya koyuyor. Eser boyunca çok samimi, perdesiz ve içten bir tavır sergileyen Jung; tüm kırılganlıklarını, çıkmazlarını, buluşlarını ve bulamayışlarını cesurca ortaya koyuyor. Bilginin kaynağını kendi deneyim, içgörü ve anlayışında arıyor. Babasına, eğitim hayatına, Hristiyanlığa, bilimsel yaklaşımlara, Freud’a ve dönemin hakim görüşlerine daima sorgulayıcı bir gözle yaklaşıyor. “Ortaçağ’da olsaydım asılırdım” sözü ise, aslında şu soruyu zihinlerimize bırakıyor: İyi bir dindar, psikoterapist ya da öğrenci olmak; hakim görüşlere uyum sağlamakla mı mümkündür, yoksa onları sorgulamakla mı? Jung’un terapi yaklaşımında geliştirdiği yöntem ve kavramların – içe/dışa dönüklük, arketipler,
Anılar, Düşler, DüşüncelerCarl Gustav Jung · Can Yayınları · 20131,457 okunma