Jung Okumaları:
Anılar, Düşler, Düşünceler ve Öz’ümdeki Yansımaları
Jung’un 86 yıllık ömrünün 83. yılında kaleme aldığı Anılar, Düşler, Düşünceler kitabı, onu daha yakından tanımak açısından çok kıymetli. Biz de Öz’ümle Kitap Kulübü’nün 3. yılına bu eserle başladık.
Kierkegaard’ın “Hayat ileriye doğru yaşanır, geriye doğru anlaşılır” sözünü hatırlatır şekilde, Jung’un bu kitabı; düşündüklerini, yaptıklarını, vazgeçtiklerini ve yaşadıklarını geriye dönük bir bakışla anlamamıza imkân veriyor.
Jung, içsel dünyasının tüm zenginliğini bizlerle paylaşırken, “Dışa bakan hayal görür, içe bakan uyanır” sözünde belirttiği gibi, içe bakmanın ne anlama geldiğini kendi yolculuğu üzerinden anlatıyor ve bizleri de aynı cesareti göstermeye davet ediyor.Kitabın düzeni, Jung’un taşları nasıl üst üste koyduğunu, çıktığı kahramanlık yolculuğunda hangi duraklardan geçtiğini gösteriyor.
Sanıldığının aksine dili oldukça açık; Jung’un, anlaşılması güç olanı anlaşılır kılmak için gösterdiği çabayı hissediyoruz. Nitekim kendisi de “Bunu başaramazsam mutlak yalnızlığa mahkûm olacağımı biliyorum” diyerek bu niyetini ortaya koyuyor.
Eser boyunca çok samimi, perdesiz ve içten bir tavır sergileyen Jung; tüm kırılganlıklarını, çıkmazlarını, buluşlarını ve bulamayışlarını cesurca ortaya koyuyor. Bilginin kaynağını kendi deneyim, içgörü ve anlayışında arıyor. Babasına, eğitim hayatına, Hristiyanlığa, bilimsel yaklaşımlara, Freud’a ve dönemin hakim görüşlerine daima sorgulayıcı bir gözle yaklaşıyor. “Ortaçağ’da olsaydım asılırdım” sözü ise, aslında şu soruyu zihinlerimize bırakıyor: İyi bir dindar, psikoterapist ya da öğrenci olmak; hakim görüşlere uyum sağlamakla mı mümkündür, yoksa onları sorgulamakla mı?
Jung’un terapi yaklaşımında geliştirdiği yöntem ve kavramların – içe/dışa dönüklük, arketipler,