"Bugün gelip Batı'daki ilimler tıkandığında yine Kur'an'ı Kerim'in ışıklarıyla yol bulunabilir. Onun için Kur'an'ı Kerim üzerinde araştırması olmayan insan, hakiki ilim adamı olamaz."
Gayretimizi ve mücadelemizi insanî ve anlaşılır kılan şey, ona ölçülülük ve dinginlik katan şey, nihai sonucun elimizde olmadığı inancıdır. Bize düşen çaba göstermek ve eyleme geçmektir, netice Allah'ın elindedir.
"Peki, Hak ve bâtıl ne demektir? Bir insanın yağmur yağarken şemsiyesini alıp dışarı çıkması doğru bir harekettir. Ama yağmur yağmadığı hâlde şemsiyesini açarak dışarı çıkması yanlış bir harekettir. Dolayısıyla, Türkçemizde kullanılan doğru ve yanlış kelimeleri, şarta bağlı olarak isabetli olan şey veya olmayan şey manasındadır. Halbuki iki kere iki dört eder. Yağmur yağsa da dört eder, güneş açsa da dört eder, bir hafta önce de dört eder, bin yıl sonra da dört eder. İşte şarta bağlı olmaksızın, mutlak olarak her şart altında doğru olan şeye "Hak" denir. Bunun tersi olarak bir insan iki kere iki üç eder dese bu yağmur yağsa da yanlıştır, güneş açsa da yanlıştır, bir hafta önce de yanlıştır, bin sene önce de yanlıştır. Her şart altında yanlış olan şeye "bâtıl" denir. "
"İslam'ı ilkel bir bilinç seviyesinde tatbik etmek mümkün değildir. Namazı doğru bir şekilde kılmak için zaman ve mekân içinde doğru yön tayin etmek gerekir. Namazda insanlar Kâbe'ye dönerler, yani mekân içinde yönlerini belirlerler. Aynı şekilde namaz, astronomik gerçeklerle belirlenen belli vakitlerde kılınır. Oruç ibadeti, yılın belli bir döneminde yani Dünya'nın Güneş etrafındaki dönüşünün belli bir evresinde yerine getirilir. Zekât istatistik, kayıt ve hesap gerektirir. Hac, ancak uzun bir yolculuğun tayin edebileceği pek çok gerçeğin öğrenilmesiyle ve yolculuğun kendisiyle ilgilidir. Kısaca Müslüman topluluğu henüz dört temel İslam şartını yerine getirmek suretiyle asgari bir medeniyet seviyesine ulaşır. Bu topluluğun hem İslami olup hem de cahiliye durumunda kalması mümkün değildir."