“aslında hayat gökyüzünden düşen bir yağmur gibidir; sen toprağı istediğin kadar çapala, gece gündüz emek ver, yağmur canı nereye isterse oraya düşer. ve senin yapabileceğin tek şey, o bulutları zorlamak değil, payına düşen kuraklığı ya da bereketi göğüslemeyi öğrenmektir.” sanki hayat, her doğrunun bir ödülü, her yanlışın bir cezası olan adil bir laboratuvarmış gibi büyütüldük. içten içe bir yerde her şeyin görünmeyen bir hesap defteri olduğuna inandık. bir yere ne kadar emek verirsek oradan o kadar iyi bir sonuç çıkacaktı. ne kadar fedakarlık yaparsak o kadar karşılık alacaktık. ne kadar kendimizden kısarsak o kadar yaklaşacaktık istediğimiz şeye. sanki hayat, içine doğru malzemeleri kattığımızda aynı sonucu veren bir tarif gibi büyütüldük. çocukken bunun adı çalışkanlıktı. büyüdükçe disiplin oldu. sonra özveri oldu. sonra “kendinin en iyi versiyonu” oldu. ama bir türlü o ideal tarife ulaşamadık. hayatta bazen tüm varlığını ortaya koyarsın, ruhunu o masada bırakırsın ama masadan kalkarken elinde hiçbir şey kalmaz. … çünkü suçun bizde olduğuna inanmak, hayatın bazen tamamen kadersel ve kontrol edilemez olduğunu kabul etmekten daha kolay geliyor. kontrolün bizde olmadığını, ne yaparsak yapalım bazı kapıların asla açılmayacağını, bazı kapıların ise biz sadece önünden geçerken kendiliğinden ardına kadar açılacağını görmek içimizi eritiyor. her adımı hesaplanmış, her dakikası planlanmış o yarış atı hayatlarımızın ortasında, bazen sadece durup nefes almak ve o görünmez iplerin elimizde olmadığını teslim etmek gerekiyor. kendimizi bitirdiğimiz, hırslarımızın altında ezildiğimiz o kör noktada fark ediyoruz ki hayat bizim irademize her zaman biat etmiyor. bazen en çok isteyen değil, en az umursayan kazanıyor ve bu gerçeğin karşısında ne bir formül ne de bir teselli işe
Substack
İstanbuldan başka bir yerde araç sürünce, hepsi yeni yürümeye başlamış yalpayalan bebeklerle dolu bir kreşte profesyonel maraton koşucusuymuşum gibi hissediyorum. Ya da bütün şoförleri kadın olan bir yerde tek erkek şoför gibi de diyebilirim..
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Flsh. G.
Bir şeyi kabullenmeden, o ağır yükü sırtından indirmeden ileriye doğru yürümeye çalışmak, ayaklarında tonlarca ağırlıkla maraton koşmaya benziyor. Koşamıyorsun, adımların geri geri gidiyor ve sonra dönüp yine kendine kızıyorsun: "Neden yapamıyorum, neden aşamıyorum?"
YAZININ ANATOMİSİ-Chapter 2: İLK BÖLÜM KARMAŞASI
Kitap gibi bir günden daha herkese merhaba sevgili 1K ahalisi. Görüşmeyeli nasılsınız? Ben maviyle, yıldızlarla ve geceyle kafayı bozmuş R. A. Süreyyâ. Bir önceki chapter’ımızda villainler hakkında konuşmuştuk. Bugünkü konumuz ise, filepenyez ✯ ’in önerisi ile, ilk bölüm yazmak üzerine olacak. Keyifli okumalar dilerim şimdiden. Kahveleriniz hazırsa arkanıza yaslanın ve benimle beraber bu dünyanın içine dalmaya hazırlanın.💙 Not: Bu yazı tiramisu yerken ve nescafe içerken hazırlanmıştır. :) Belki de kitap yazmanın, fikir bulmak ve evren kurmaktan sonraki en zor şeylerinden birisidir, o boş sayfanın başına geçip ilk cümleyi yazmak. Çünkü nasıl devam ettireceğimizi bildiğimiz öykülerimizin girişini nasıl yapacağımızı, nasıl başlayacağımızı bulmak bazen imkansız bir işi başarmak gibi gelir. Yazarlıkla uğraştığım için kendi deneyimlerimi de paylaşmak isterim. Gördüğüm ve araştırdığım kadarıyla bu konu, neredeyse herkesin başına gelen bir şey olmasına rağmen, ne hikmetse benim hiç yaşamadığım bir zorluk. Neden acaba diye kendimi sorgulayıp düşündüm, çalışma yöntemlerime baktım, araştırmalarımla karşılaştırdım ve bu sorunu yaşayan insanların anlattıklarıyla da değerlendirdiğimde, böyle bir yazı çıkardım karşınıza efenim.🌠 Karşılaşılan en büyük engellerden ilki, kişinin (yazarın/yazar adayının) ne anlatacağını henüz kendisinin de tam olarak bilmiyor oluşu şeklinde geliyor. İlerleyen bölümlerde hikaye oluşturma ve evren kurma üzerine de konuşuruz fakat şimdilik bir köşede göstermelik dursunlar. Şimdi; yazmak için o defterin/bilgisayarın başına oturduğumuzda, eğer ki artık bir senaryo veya taslak çalışması yapmak değil de, gerçekten ortaya çıkaracağımız esere başlamak istiyorsak, hikayemize son derece hakim olmamız gerekiyor. Bunun üzerine günlerce, haftalarca, hatta
YAZININ ANATOMİSİ♧
Sokaklardaki garip akımı Avucunun içinde tuttu, yumuşacıktı. Tersini çevirdi. Düğümleri saymak ister gibi elini gezdirdi."  "Sayamazsın dedi, "Ancak dokuyan bilir bir parmaklık mesafeye kaç düğüm sığdırdığını." Zehicanv@Havinbaran· Nar Ağacı Nazan Bekiroğlu Orhan Veli kalemi usta bir marangoz gibi kulağının arkasına koydu bak dedi Melih Cevdete şu işportacının yüzündeki gülümsemeye işportacı rıdvan tüm gücü ile bağırıyordu ver parayı gör Ankarayı diyerek haydarpaşa garının önünde kart karıyordu bir dilim ekmek nelere kadirdi kimi maraton koşucusu gibi zabıtadan kaçıyor derken zabıta çelebi düdüğe öyle bir asıldıki bir dilim ekmek için boğazı düğüm düğüm olan martılar kargalar kaçmaya başladı işportacı rıdvan kaçın ula hödükler martavallar bey ablalar koca abiler diyerek koşmaya başladı ancak zabıta irfan uzun mesafede daha hızlı koşmayı başararak boğazı düğümlenen işportacı rıdvana bileziği takmayı başarmıştı ne büyük başarı Melih Cevdet şiirine bir konu bulmuştu dergide kötü hissettiği zaman kargalar bile göç ediyordu orhan veli işte dedi oktay rıfata aradığımız şiir dili bu sokaktaki adamın en yalın en çıplak halini şiirimize taşıyacağız orhan veli sordu acaba bu insan arkadaşlar huzurun olmadığı sokaklarında kargaların bile yiyecek bulamadığı bir memlekette nasıl yaşayıp var oluyorlar onu melih cevdet cevapladı ekmeğin değerini onu kazanan değil bir dilim ekmek için mücadele eden hapsi göze alıp içerde yatana sormalı garip akımı 3 garip kalem 3 garip şair Kendisine yardım edilemeyen birinin yardıma ihtiyacı da yok demektir. Yaşamaktan sıkıldıysa kimsenin onu engellemeye hakkı olamaz." Kapı Magda Szabo H. Yavuz H. Yavuz Dergi hazırlıklarına son sürat devam eden orhan veli yeni şiir eski sanatın kaybettiği okur kitlesini kazanmaya ve geniş başarı zevki üzerine
Duygu ve Düşünce
Sizde de bayram ziyaretleri maraton gibi mi geçiyor? Bizde son misafir kafilesi de şimdi gitti. 😓🤦‍♀️😅