‘Dikenli teller ve devasa mantarlara benzer bulutlar… Oh be, neyse ki sadece kötü bir rüyaymış.’ Sonra banyoya gidip yüzünü yıkar insanlık, aynada kırışıklıklarını inceler, kendine bir kahve hazırlar ve ajandasını açıp sorar: ‘ Bakalım gündemimizde bugün neler varmış?’
acı ve korku dolu olaylar, güzel olaylara göre uzun süreli hafızamıza daha kolay alınabilmektedir. Bilim insanları bu mekanizmaya, olumsuzluk ön yargısı, demiştir ve bu terim, durumu mükemmel bir şekilde ifade etmektedir.
aslında sadece ilk savunma sistemimizi destekleyen bu anıları hatırlayarak geçmişi yeniden yazmış oluruz, bu savunmaları o kadar uzun süredir bizimledir ki artık biz bu savunmaların kendisi haline geliriz.
bizler birer bebekken, annelerimizi dünyamız olarak algılarız. Anneyle yaşanılan bir ayrılık hayattan kopmuşluk hissi verebilir. Boşluk, kopukluk, umutsuzluk, çaresizlik, kendimizde veya hayatın kendisinde bir şeylerin yanlış olduğu inancı bebeklik döneminde yaşanan bir ayrılık sebebiyle ortaya çıkabilir. Travma işlemek için çok küçük yaşta olmamız sebebiyle, içimizde geçmişte bağdaştırılamayan ve hikayesi olmayan duygu, inanç ve bedensel duygular hissederiz. Hayatımız göz önüne serildikçe karşılaştığımız birçok yara, kayıp, hayal kırıklıkları ve kopukluklar yaratan bu olaylardır.