“Ruh, düşüncelerin rengi ile boyanır.” - Marcus Aurelius
1000Kitap
Ahlâk ve çıkarın ezeli savaşı
İyi ama, insan kendisi için en kârlı ve yararlı olanı seçmesin mi? Asla! Çünkü insanın ıskaladığı en büyük gerçek şudur: Adaletten yoksun olan hiçbir şey, bir insanın gerçek çıkarı olamaz. Gücü ve kazancı ahlâka tercih edenler, kazandıklarını sanırken aslında insanlıklarını kaybederler. Bu eşiği aşamayan hiç kimse, "iyi bir insan" sıfatını hak edemez. Marcus Tullius Cicero
Düşünce
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
İyi kimselerle düşüp kalkan şahısların, onlardan iyi şeyler öğrenip iyi âdet ve alışkanlıklar edindikleri gibi; iyi kitaplar okuyan kimseler de okudukları bu kitaplardan, iyi ve çok faydalı şeyler elde eder, bilmediklerini öğrenirler. Sanki bu kitapların yazarlarıyla beraber oturup konuşuyor ve onları dinliyormuş gibi çok iyi şeyler öğrenir ve pek çok istifade elde ederler.” Hayâtü’l Müslimîn
1000Kitap
Şu an var olan her şey,kendilerinden doğacak şeyin tohumudur. Marcus Aurelius
Duygu ve Düşünce
Kendi Talihinizi Sevin: Özsevgi
İnsan çoğu zaman kendini, başına gelenlerin toplamı zanneder. Ailesiyle, çocukluğuyla, kırgınlıklarıyla, başarısızlıklarıyla, yarım kalan hayalleriyle ve içine gömdüğü cümlelerle kendini tarif etmeye çalışır. Oysa insan yalnızca başına gelenlerden ibaret değildir; onlara verdiği anlamdan, onlara rağmen kurduğu iç dünyadan ve kendi kaderiyle kurduğu ilişkiden de ibarettir. Kendi talihini sevmek, başına gelen her şeyi güzel bulmak değildir. Acıyı kutsamak, haksızlığı normalleştirmek, yarayı inkâr etmek hiç değildir. Kendi talihini sevmek; insanın geçmişine, kaderine ve varoluşuna düşman olmaktan vazgeçmesidir. “Keşke böyle olmasaydı” cümlesinin insan ruhunda açtığı sonsuz boşluğu fark edip, bir gün usulca “Bütün bunlara rağmen ben buradayım” diyebilmesidir. Bu düşünce, Friedrich Nietzsche’nin meşhur “Amor Fati” yani “kaderini sev” kavramını hatırlatır. Amor Fati, insanın yalnızca yaşadığı hayatı kabullenmesi değil; o hayatın bütün zorunluluklarını, kırılmalarını, rastlantılarını ve yaralarını da kendi varoluşunun bir parçası olarak görmesidir. Stoacı filozofların kader karşısındaki sükûneti de burada anlam kazanır. Epiktetos’un insanın kontrolünde olanla olmayanı ayıran bilgeliği, Marcus Aurelius’un hayatın akışına direnmeden erdemli kalma çabası, aslında aynı noktaya işaret eder: İnsan her şeyi seçemez; fakat yaşadıkları karşısında nasıl bir ruh inşa edeceğini seçebilir. Bu noktada “Memento Mori”, yani ölümü hatırlama düşüncesi de özsevgiyle derinden ilişkilidir. Çünkü ölümlü olduğunu bilen insan, kendi hayatını sürekli erteleyemez. Kendine düşmanlık ederek, geçmişle kavga ederek, başkalarının sevgisini inkâr ederek ve kendi ruhunu sürekli cezalandırarak geçirilecek kadar uzun bir ömür yoktur. Ölümün hatırlanması karamsarlık değil; hayatı daha sahici, daha adil ve daha
Psikoloji
"Sanki beni seyrediyorlarmış gibi özenle yaşadım... Oysa sahne bomboştu, beklediğim seyircilerse hiç gelmedi." diyor Osamu Dazai Dünyanın tek cümlelik özeti bir cümle. Elâlem ne der korkusu, aşık ve beyhude bekleyişler, hiç olmayacak idealin ve hiç var olmayacak o insanın imkânsız hasreti, bitimsiz bir dünya koşturmacası, hırs ve rekabetin gürültüsü ve sayısız ukde & keşke sızısı ve çoğusu hiç olmayacak sayısız tûl-i emel planları içinde; kendisi olmaya cesaret edemeden, öyle ansızın yaşamı kayıp gidiyor milyonlarca insanın elinden. Zeynep Merdan
Hayata Dair