“Ağaçlar ve fundalar bembeyaz kollarını dört bir yandan göğe kaldırmışlardır, duvarların ve çitlerin olduğu tarafta, loş manzara boyunca muzipçe hoplayıp zıplayarak yayılmış fantastik şekiller görürüz; doğa, yeni tasarımlarını insan sanatına model olsun diye geceleyin tarlalara serpiştirivermiştir sanki.”
“Neredeyse tüm insanlar toplumun cazibesine kapılır, Doğa pek azının ilgisini ölesiye çeker. Bana öyle geliyor ki, insanlar Doğa’yla olan ilişkilerinde, sanat hariç, ekseriyetle hayvanlardan alt sırada geliyorlar.”
“Zaten bilgi diye övündüğümüz, aslında bizi gerçek bilgisizliğin avantajlarından yoksun bırakan “bir şeyler biliyorum” kibri değildir de nedir? Bilgi çoğu kez, cehaletin olumlanmasıdır, cehaletse bilgininin olumsuzlanması anlamına gelir.”
“İşte geniş gövdeli, vahşi ve yüce Doğa anamız tüm ihtişamıyla yavrularını büyüleyen bir leopar gibi öylece uzanıyor; ve bizler onun sütünden çok erken kesilip toplumun ellerine bırakılıyoruz, bir İngiliz soyluluğundan ve hantal bir ilerlemeye yazgılı bir medeniyetten fazlasını elde edemeden çoğaldıkça çoğalan ve insanların birbiriyle etkileşmesinden ibaret olan o kültüre teslim ediliyoruz.”