Ancak yalnızlık hissinin bir başka önemli nedeni de toplumumuzun sosyal kabul görmeye verdiği değerdir. Bu endişemizi azaltmak için yahut bir prestij işareti olarak başvurduğumuz başlıca yöntemlerden biridir. Dolayısıyla, sonsuza dek aranan ve asla yalnız kalmayan biri olarak "toplumsal başarıya" ulaştığımızı kanıtlamamız gerekir. Kişi beğeniliyor, yani toplumsal anlamda başarılıysa nadiren yalnız kalır (ya da böyle düşünür) beğenilmemek yarışta kaybetmek anlamına gelir.
Zira insan ne istediğine yahut ne hissettiğine dair içsel bir tutarlılığa sahip değilse travmatik değişiklikler yaşadığı bir dönemde kendisine öğretilmiş olan arzu ve amaçların artık bir güvence yahut yön bulma becerisi sağlamadığını, yani toplumun kargaşasının ortasında içsel bir boşluk duygusuna kapıldığını hissederek bir tehlikenin farkına vardığında doğal tepkisi durup çevresindeki insanlara bakmaktır. Onların kendisine bir yön duygusu, ya da en azından bu korkuya kapılan tek kişi olmadığını bilmenin rahatlığını sağlamalarına umar. Dolayısıyla boşluk ve yalnızlık temel endişe deneyiminin iki ayrı evresidir.
Boşluk duygusu genellikle insanların, hayatlarına yahut içinde yaşadıkları dünyaya ilişkin etkili bir şey yapmaktan aciz olmalarını hissetmelerinden kaynaklanır. İçsel boşluk duygusu, kişinin yılların birikimiyle hayatına yön verme, başka insanların ona olan davranışları değiştirme yahut içinde bulunduğu dünyayı etkileme gücünün olmadığına dair inancının bir sonucudur. Böylelikle günümüzde pek çok insan gibi derin bir çaresizlik ve anlamsızlık hissine kapılır. Ve istekleriyle hisleri gerçek anlamda bir fark yaratamayacağı için çok geçmeden istemek ve hissetmekten vazgeçer. Duyarsızlık ve hissizlik de endişeye karşı birer savunma yöntemidir. Kişi sürekli olarak üstesinden gelemeyeceği tehlikelerle yüzleştiğinde nihai savunması bu tehlikeleri hissetmekten kaçınmaktır.