Mari

Mari
@maridanae
Puan vermedi·80 syf.··
2018 3. kitabı
Stefan Zweig'ın yazdığı bu kitap beş ayrı öyküden oluşuyor. Ay Işığı Sokağı, Leporella, Nişan, Leman Gölü Kıyısında Olay, Avare. Tüm hikayelerin alışageldiğimiz üzere akıcı, yalın bir dilde yazılmış olduğunu rahatça söyleyebilirim. Yazarın ilgi çekici olayları dolu dolu, kısa bir şekilde yazmasından olsa gerek okuma sürem boyunca hiç sıkılmadım. Genel olarak beğendiğimi söyleyebilirim fakat eğer yazarla daha önce tanışmamışsanız bu kitapla başlamanızı pek tavsiye etmiyorum. Çünkü diğer kitaplara oranla daha düz ve olağandı. -Yazının bu kısmı spoiler içerebilir. - Kitaba ismini veren Ay Işığı Sokağı baş karakterimizin Almanya'ya gidecek olan trenini kaçırması üzerine bir gün geçireceği Fransa'nın karmaşasından uzaklaşmak istemesine karşın daldığı ara sokaklardan birinde tanık olduğu iç acıtan bir olayı konu edinmiş. Cimri adamın karısını kaybetmesinden duyduğu üzüntü ve çaresizlik öyle güzel anlatılmış ki adamın iç çekişlerini yüreğimde hissettim. Baş karakterimizle olan konuşmalarını da oldukça beğendim. Son kısmı kaşlarım çatık bir şekilde okudum ve adama ciddi anlamda çok sinirlendim. İkinci öykü ise, ki bu kuşkusuz Zweig'ın en beğendiğim öykülerinden biri oldu, Leporella. Şehre gelen yabani bir hizmetçi kızın patronuna bağlılığındaki aşırılık ve itaatkarlığından bahsetmekte. O kadar sürükleyici ve etkileciydi ki bir süre etkisinden çıkamadım. Kızın tutkusu adeta elle tutulur bir şekilde kaleme alınmış. Çok, çok beğendim. Nişan ise yazarın savaş karşıtı, barışçıl kişiliğini, bir çatışma sırasında ormanda kapana kısılan bir albayın üzerinden yansıttığı bir diğer etkileyici öyküydü. Dördüncü ve beşinci öyküleri geniş bir olay örgüsü barındırmadığından yalnızca konularını yazıp geçmek istiyorum. Leman Gölü Kıyısında Olay asker kaçağı bir adamın hazin sonunu ve Avare
Edebiyat
Ay Işığı SokağıStefan Zweig · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202182,1bin okunma
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
10/10
·80 syf.··
Beğendi
·
2017 2. kitabı
Kitap kısaca yaşama sevincini yitirmiş bir adamın at yarışına gitmesiyle başlayan, yaşamını büyük bir ölçüde değiştirecek uzun ve olağanüstü bir geceyi anlatıyor. Klasik bir Stefan Zweig eseriydi. Akıcı, sade bir anlatıma sahipti. Kısa sürede bitti. Normalde yazarın diğer kitapları yavaş yavaş ilerler, sonundan ziyade gidişatı merak uyandırırdı fakat bu sefer o kadar küt diye bitti ki kalakaldım. Diğer kitaplara oranla bir hayli fazla etkiledi beni, çok beğendim. -Yazının devamı spoiler içerebilir- Açıkçası ilk sayfalar biraz ağır ilerledi. Her ne kadar baş karakterimizin içinde bulunduğu tükenmişlik duygusunu derinden hissetsem de az da olsa sıkılmadım değil. Yazar iki ruh halinin arasındaki geçişi öyle güzel anlatmış ki o kısmı tekrar tekrar okuduğumu söylemek isterim. At yarışındaki etkileyici evli kadını çok sevdim. Hatta ilerleyen sayfalarda tekrar karşılaşacağımız anı bekledim durdum fakat hayallerim boşa çıktı. Ana karakterimizin tahminlerini, genç kadının bunları nasıl boşa çıkarttığını keyifle okudum, yazarı iyi tanıdığımdan kocası tam tahmin ettiğim gibi çıktı. Olayın asıl başladığı noktaya gelecek olursak hırsızlık olayını pek garipsemedim, karaktere kızmadım. Aslında hırsızlık diye de tabir etmedim pek. Başta kıskançlıktan doğan bir kötücüllüktü, hatta parayı elden çıkarmak istedi. Ardından kötücüllük hırsa dönüştü. Bu hırs onu yükseltti, yülseltti ve yarış bitince aniden bir boşluğa düştü ve beni en çok etkileyen kısım da bu boşluktu. Oradan oraya sürüklenmesini tüylerim diken diken bir şekilde soluksuz okudum. O masadaki sessizliği odamın içinde hissettim. Son sahneye gelecek olursak. Diken üstünde okudum, öyle bir belirsizlikti ki ne olacağı. Açıkçası kötülüğün ilmek ilmek sökülüp iyiliğe dönüşmesini hiç beklemiyordum. Çok hoşuma gitti. Tekrar söylüyorum
Edebiyat
Olağanüstü Bir GeceStefan Zweig · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2023171,9bin okunma