Biyolog Nicholas Humphrey, Soul Dust adlı kitabında, bilinçli farkındalığa, beynin veya beyninin bir parçasının yarattığı bir tür yanılsama der. Bilinçli farkındalık, hayatta kalmaya katkısı nedeniyle(kabaca hayatı daha eğlenceli hale getirmesi ve insanları yaşamayı istemeye devam etmeleri için motive etmesi nedeniyle) gelişen içsel bir “büyülü gizem gösterisi”dir.
Benzer bir anlayışa sahip olduğunu söyleyebileceğimiz Daniel Dennett, From Bacteria to Bach and Back adlı kitabında, bilinci bir kullanıcı-illüzyonu olarak tarif etmiştir. Ona göre bilinç şunun gibi bir şeydir:
“tıkla ve sürükle simgelerinin, dosyaların bırakabileceği küçük sarımsı klasörlerin ve bilgisayarınızın masaüstündeki tanıdık öğrelerin ustaca yarattığı kullanıcı-illüzyonu. Aslında masaüstünün arkasında olup bitenler birçoğumuzu bezdirecek kadar karmaşıktır, ancak kullanıcıların bunu bilmesine gerek yoktur, bu nedenle arayüzleri tasarlayan akıllı mühendisler, sağlayıcıları basitleştirerek, onları özellikle insan gözü için belirgin hale getirdi ve doğrudan dikkati çekebilmesi için ses efektleri ekledi. Ama bilgisayarın içindeki kompakt ve göze çarpan hiçbir şey, masaüstü ekranındaki o küçük sarımsı dosya klasörüne karşılık gelmez.”
Aslında olup biten tek şey, çevremizi oluşturan fiziksel süreçler ve kafamızın içindeki olağanüstü karmaşık beyin süreçleridir; mevcut tüm gerçeklik budur.
Stephen Hawking’in sözleriyle, insan soyu “yüz milyar galaksiden birinin dış banliyösünde çok ortalama bir yıldızın etrafında dönen, orta büyüklükteki bir gezegendeki kimyasal bir köpükten başka bir şey değildir.”
Bilincin “büyük ölçekli” doğasını ciddiye alan bir panpsişizm versiyonu, İngiliz filozof Philip Goff tarafından önerilen kozmopsişizmdir. Bu görüşe göre, kozmos, derin doğası içinde, her şeyi tek bir