“ Altın insanlar, teneke insanlar vardır. Bakır, kurşun, çelik… Böyle devam eder. Hepsi doğalarının, kalıtımlarının, öğrenimlerinin ve çevrelerinin limitlerine tabiidir. Bu metallerin her birinden, çalışan makineler inşa edebilirsin. Fakat zayıf olanların güçlü olanlarla eşit şekilde iş yapmasını beklememelisin. En iyi sonucu elde edebilmek için her seferinde eritme ya da arıtma gibi işlemleri kullanarak ona engel olan ön yargılarından, metali kurtarmalısın. “
Âdem’in hatırı sayılır bir ismi var zaten, bir de Tanrı yerine koymayalım.Tanrılar dışında kimsenin dışarıdan gelmeyen bir düşüncesi olmamıştır.Âdem’in muhtemelen kafası iyi çalışıyordu ama içi, dışarıdan bilgilerle doldurulana kadar ona faydası olmazdı.Aklıyla en değersiz şeyi bile icat edemezdi.İyilikle kötülük arasındaki farka dair bilincin gölgesi bile yoktu zihninde, onu da dışarıdan edinmek zorunda kaldı. Çıplaklığın ayıp olduğu fikri ne kendisinden ne Havva’dan geldi, o bilgi de dışarıda alıp yedikleri elmanın içindeydi.
İdeallerini, sana kılavuzluk ettiğini göreceğin başlıca hazzı bulacağın bir zirveye doğru sabırla, yukarıya ve daha da yukarıya taşı ki, böylece, bu seni memnun ederken, komşularına ve topluma da faydalar sunduğundan emin ol.
Tanrı bir insanı içine dürüst ve sahtekar olma olasılıkları yerleştirerek yaratır ve orada durur. İnsanın ilişkileri bu olasılıkları geliştirir -dürüst olasılıkları ya da diğerlerini. Böylece, sonuç olarak dürüst ya da sahtekar bir adam ortaya çıkar.