• Ne zaman 1908 devrimiyle başlayan pedagoji cereyanını düşünsem hatırıma megaloman tipine giren öğretmenler gelir. Pedagoji, Meşrutiyet devrimi ile birlikte memleketin fikir hayatına canlı olarak ilk karışan Avrupai spekülasyon oldu. Onun için en önce gelen gibi, bu hayatın alanında kendine geniş ve ehemmiyetli bir yer açtı ve bütün spekülasyonlar üzerinde diktatörlük etmeye başladı. O zamanın yayınları arasında şu mutlak ve mesuliyetsiz hükümlere daima tesadüf edersiniz: 'Memleketi kurtaracak olan mekteplerdir...' 'Muallimlik mesleği mukaddes bir meslektir...'
    Bütün bu hükümler hasta bir pedagojinin, daha doğrusu hasta bir sosyetenin, hasta düşüncesinin yaratmış olduğu hasta fikirlerdi. Çünkü sosyetesi gibi pedagoglar da bilmiyorlardı ki, terbiye her şey değildir, o da sosyal cinsten genel zaruretlerin bayağı bir tabiidir ve sosyete değişmeyince, terbiyenin de içinde olduğu hiçbir şey değişmez, terbiye sosyete denilen bir ve bütün kültürel organizmanın, şüphesiz, ötekiler kadar o da mühim fakat
    sadece bir organı ve fonksiyonudur, işte o kadar.
  • Biz dost değildik... Fakat 1933 yılında Bursa Ceza mahkemesinde yargıç bana: ''Seni mahkemeye gönderen sorgu yargıcı ölüm cezanı istemektedir.'' diye bildirdiği zaman, dinleyiciler arasında salonda oturduğunu gördüğüm Reşat Nuri sessizce ağladı.
    Reşat Nuri merhametli, nazik ve asil bir insandı.
  • 380 syf.
    "Bereketli Topraklar Üzerinde" Marksizm'in Mücadelesi

    Giriş Notu: Eser, gerek içeriği gerekse yazarının konumlanışı nedeniyle Marksist açıdan ele alınmıştır.

    Orhan Kemal’in Bereketli Topraklar Üzerinde isimli romanı 1953 yılında Dünya Gazetesi’nde tefrika edildikten sonra 1954 yılında Remzi Kitabevi tarafından basılır. Romanda çalışmak için köyden kente giden mevsimlik işçilerin yaşadığı zorluklar ve üretim-tüketim ilişkisi temelinde işveren tarafından ezilen işçi sınıfının içinde bulunduğu durum anlatılır.

    Marksizm, toplumun iki tabakadan oluştuğunu söyler: Alt kesim ve üst kesim. Alt kesim üreten kesim, üst kesim ise toplumdaki ideolojiyi şekillendiren kesimdir. Marksist eleştiri bu noktada, sanat ve edebiyatta burjuva denilen bu üst kesimin alt kesimi oluşturan işçi sınıfının düşünce ve ideolojisine yön vermesini sonlandırma amacı taşır.

    Romanda ezen ve ezilen çatışmasının daha somut bir görünüm kazandığı köylü-şehirli karşıtlığı ekseninde, köydeki ırgatlıkla geçinemeyen insanların Adana’ya fabrika, inşaat ve tarlalarda çalışmak için akın edişleri, şehirde çürüyüşleri, değişen değer yargılarıyla baş edemeyişleri teması işlenir. Romanda, Türk toplumunun emek-üretim ilişkisini henüz çözemediği bir dönemde Ç. Köyünden kalkıp iş ve ekmek parası için Çukurova’ya inen üç köylü aracılığıyla fabrikada, inşaat işinde ve tarım işletmesindeki çalışma koşulları gözler önüne serilir. Geri kalmış bir ülkenin sanayileşmeye kalkıştığı bir dönemde, gaz ocağını dahi bilmeyen bir köyden şehre inip fabrika ile karşılaşan ilkel, saf insanların şaşkınlığı, çaresizliği; örgütsüz işçi ve köylünün nasıl sömürüldüğü bütün ayrıntıları ile gösterilir.

    Romanda Marksist öge olarak ilk göze çarpan köy-şehir ve köylü-şehirli çatışmasıdır. Köyün ekonomik yetersizliği nedeniyle şehre göç eden üç arkadaş şehre varmadan önce dahi şehir ve şehirliye karşı siper alırlar. Yazarın şehre ve şehirliye bakışı İflahsızın Yusuf’un emmisinin aracılığıyla olur. Üç arkadaştan şehir gören tek kişi olan İflahsızın Yusuf’un amcası da daha önce şehre gitmiştir. Romanda Yusuf’un ağzından verilen nasihatler bir köylünün şehir hayatına ve şehirliye bakışını yansıtır.

    İşçilerin Çukurova’da iş bulma umudu Marksist eserlerin belirgin ögesi “güneş” ile simgelenir. Marksist eserlerde güneş, genellikle umut ve özgürlük gibi değerleri temsil eder. Bereketli Topraklar Üzerinde romanında güneş, umudu temsil eder. İşçiler Çukurova’nın “güneşli” olmasını umar.

    Köyden kente göçün nedeni köylülerin ekonomik açıdan tatmin olmamasıdır. Bu bakımdan üretim merkezi olan köyün artık üretemeyen veya ürettiğini tüketime dönüştüremeyen bir yere dönüştüğünü söylemek mümkündür. Kendi topraklarında üretemeyen köylü, başkasının topraklarında işçi konumunda olur ve emeğine yabancılaşır. Diğer bir ifadeyle üretim yapar, ancak ürettiği meta kendine ait değildir. Dolayısıyla burada bir emeğine yabancılaşma söz konusudur. Nitekim üç karakter önce pamuk fabrikasında daha sonra inşaatta en son da tarlada üretim yapar veya üretime katkıda bulunur. Ancak ürettikleri pamuk ve buğday, inşa ettikleri bina kendilerine ait değildir ve bu metalardan elde edilen ekonomik dönütten en az payı alan işçilerdir.

    Üretim-tüketim dengesinin olmaması ve üretenin ürettiği metadan kazanç sağlayan ağa ve usta, ırgatbaşı ile emeğine yabancılaşan işçi sınıfı iki kesim oluşturur. Marksiszm’in temel dinamiklerinden bir tanesinin sınıf farksız toplumlar yaratmak olduğu düşünüldüğünde romanda bu sınıfsal farkın eritilmesine yönelik söylemlerin geliştirilmesi beklenir. Nitekim duvar ustası Yusuf’a üretimi öğretip ona sınıflar arasında geçiş imkânı yaratırken buğday tarlasındaki usta işçilerin hakları konusunda ırgatbaşı ve toprak ağalarıyla çekişme içine girer.


    Bereketli Topraklar Üzerinde romanında burjuva kesimi toprak ağaları, fabrika sahipleri ve ırgatbaşları oluşturur. Proletarya kesimini ise oluşturan işçiler ve ustalardır. Proletaryanın burjuva kesimine karşı mücadelesini romanda ustalar ve sınırlı sayıda işçi verir. Marksist eserlerde devrimci bir söylemin gerektiği düşünüldüğünde romanın bu yönden zayıf olduğu söylenebilir. Öyle ki, işçiler arasında örgütlü bir direniş yoktur. Ustanın hak arayan söylemleri fiile dökülmezken Kürt Zeynel ve Halo Şamdin’in bireysel çabaları da karavanaları devirmekle kalır. Bu üç kişi dışında, bütün işçiler işlerini kaybetmek korkusuyla sessizdirler.Irgatbaşları da işçilerin maaşlarından kendilerine pay alarak sömürü düzeninde bir halka teşkil ederler. İflahsızın Yusuf ve Pehlivan Ali, bu durumu fabrika sahibine bildirmek isteseler de sonucunda başarısız olurlar ve işlerini kaybederler.

    Marksizm tarım başta olmak üzere üretimde makineleşmeyi kısmen olumlar. Bu olumlayış makineleşmenin işçiler ve üretim üzerindeki etkisine bağlıdır. Makineleşme işçilere kolaylık sağlayarak üretimi artırıyorsa Marksizm makineleşmeyi olumlar. Aksi durumda makineleşme işçilerin işini zorlaştırarak üretimi artırıyorsa kapitalizme kayar. Romanda makineleşme pamuk fabrikasındaki ayırıcı makineler ve tarlada patoz ile kendine yer bulur. Her iki durumda da makinelerin olumuz etkisi söz konusudur. Köse Hasan makineye ürün yetiştirmekte zorlanırken sonucunda pamukların ıslaklığından dolayı canından olur. Romanın devamında ise Pehlivan Ali patoza ürün yetiştirme telaşı içinde bacağını kaybeder ve kan kaybından ölür. Pehlivan Ali’nin durumunda işverenin üretimden tasarruf etmek adına gereğinden az işçi çalıştırması söz konusudur.

    Romanda insanlığın ilkel yaşamında görülebilecek davranışlar da vardır. İnsan bütün çirkin yönleriyle anlatılır. Çok eşlilik, nikâhsız birliktelikler, hırsızlık, cinayet ve hırs bütünüyle mevcuttur. Özellikle çok eşlilik ve nikahsız birlikteliklerle ilintili olarak cinsel yaşam çok ön plândadır.

    Sonuç olarak edebiyat çevreleri tarafından Orhan Kemal’in en yetkin romanı olarak kabul edilen Bereketli Topraklar Üzerinde, temelde üretim-tüketim ve ezen-ezilen çatışmasına dayanan bir romandır. Eserdeki vakaların hemen hepsinin çağrı kaynağı bu iki çatışmadır. Köydeki ekonomik yoksunluk nedeniyle göçe mecbur kalan üç köylü işçinin şehirde para kazanmak ve köylerine refah götürmek adına verdikleri mücadele, çok sayıda işçinin çalıştığı ve hiyerarşik sınıfların bulunduğu tarlalarda, fabrikalarda ve inşaatlardadır.

    Üç köylü emeklerinin hakkını almak için direnseler de sırayla başlarına iş güvenliğinin eksikliğinden dolayı felaketler gelir. Sadece İflahsızın Yusuf sağ kalmayı başarmıştır. Ancak o da köyüne refah götürürken diğer iki arkadaşının ailelerine karşı mahcubiyet duyar. Roman boyunca kapitalizmin tüketim kültürünün sembolü olarak beliren ve doğada hazır halde bulunan ateşi ve ışığı barındıran gaz ocağı sonunda İflahsız Yusuf tarafından satın alınmıştır.