Akıcı bir kitaptı tek oturuşta bitti. aslında ben kitabı tam bi bütün sanıyordum farklı hikayelerde olsa sonunda bağlanacakmış gibi. bu yüzden ayrı ayrı hikayeler değerlendirilmeli bence.
ilk hikaye Lyon'da düğün; bu kısımda ölümde de olsa beraber olmak isteyen çok aşık bir çift öldürülmeden önce yine oradaki mahkumlardan biri olan bir eski bir papaz tarafından idam edilmeden bir gün önce zindanda nikahlarını kıymasını anlatıyor. burada diğer mahkumların bile kendi acısını unutup nikaha saygı duymaları o gece için çifte iki odadan birini verip kalan mahkumların tamamı bir odaya sıkışması fln yarın öleceklerini bilseler bile anlayış göstermeleri çok özeldi bence ama bu hikayede ilgimi çeken bi cümle vardı; "yaşamda ve ölümde" bunu gelinle damat nikah sırasında birbirine söz verirken söylüyorlardı. niye bilmiyorum ama çok hoşuma gitmişti okuduğumda.
ikinci hikayede aşkla ilgili, burada ben ilk hikayenin devamı sanıyordum. hikaye gençlik aşkıyla yıllar sonra karşılaşan bir çifti anlatıyor. kadın evlenmiş. adam hala seviyormuş gibi hissettim ama kadın huzuru mücevherleri şöhreti daha çok seviyor. şöyle bir konuşma vardı; "Peki aşk ne olacak?
kadın bunu duydu. dudaklarına hafif bir gülümseme geldi. O uzak dünyaya beraberinde götürdüğün bütün idealler seninle mi? hepsi tek parça halinde mi yoksa bağzıları kuruyup öldü mü? içinden zorla koparılıp çamura atılmadılar mı, sahiplerini taşıyan binlerce arabanın tekerlekleri altında ezilip ölmediler mi? yoksa hiçbirini kaybetmedin mi?" burdan sonra adam elveda deyip gidiyor ilk hikayeden sonra bu biraz nankörce geldi.
üçüncü hikaye; "kar içinde" koca bir yahudi köyünün alman askerlerden kaçarken donarak ölmesini anlatıyor. burda tüm duygular çok iyi betimlenmiş. aslında genel olarak kitapta betimleme olayın önüne geçmiş sanki
Lyon’da DüğünStefan Zweig · Ren Kitap · 201839,1bin okunma
Kitap 16 yaşında psikolojik rahatsızlığı olan deborah'ı anlatıyor. küçükken geçirdiği tümör ameliyatında yaşadıkları doktorların ameliyat esnasında ve sonrasında ki tavrı, bir yahudi olması bu sebeple yapılan zorbalıklar, yaz kampında olanlar şizofreninin başlangıcı için yeterli olmuştu zaten. Şizofreninin bu kadar iyi anlatılması okuduğumda şaşırtan birşeydi. Ailesinin deborah'ı akıl hastanesine bıraktığı andaki duyguları "hasta olamaz bizim kızımız gayet normal büyümüştü halbuki her imkanı vardı.." kitapta bununla ilgili şöyle diyor yazar; " Ah şu ana babalar. onu iyileştirin, derlerdi hep, onu sofra adabını bilen ve bizim kararlaştırdığımız geleceği kabullenen biri olacak biçiminde iyileştirin!. Dr. fried içini çekti. Zeki, dürüst, iyi yürekli ana babalara bile çocuklarını aldatmak kolay geliyordu. Kendilerinin hiçbir zaman tenezzül etmeyeceği aldatmacaları, gösterişçiliği, kibirliliği, rahatlıkla çoçuklarına uygulayabiliyorlar..."
Psikolojiye ilgim olduğu için bu kitap dikkatimi çekmişti aslinda bundan mıdır bilmiyorum ama okurken deborah'la aynı şeyleri düşünüp hissettiğim oldu. akıl hastanesinde yaşananlar, carla'yla olan dostluğu tecritteki düşünceleri, insanlar hakkında yaptığı analizler... Bu yüzden biraz yavaş okudum kitabı bitmesini çok istemediğim için. koro,lactamaeon, anterrabae, Idat... bunlar zihnindeki dünya"Yr" tanrıları. Çok kez anlatmış olsada Yr'yi bi tanesinde şöyle diyor; " kuşkusuz, kastettiği Yr bir zamanların Yr'siydi; bir kıyamet kargaşası içinde olan ve kraliçesini dipsiz duyumsamazlık kıyılarına fırlatıp duran son zamanların Yr'si değil, yaşamın ilk yıllarındaki o eski krallıktı: bir kartala yaraşır sarp bir kayalığı, uçsuz bucaksız bir göğü, yabanıl atların otladığı yemyeşil bir vadisi olan anterrabae'yle birlikte arkalarından ışık