Felsefi Masallar
Felsefe tarihi, fildişi kulelerindeki steril teorilerin değil; insan olmanın en büyük çelişkilerini, takıntılarını ve intihallerini barındıran yaşayan bir trajikomedidir. Sermaye düşmanlığı yaparken borsada batan Marx, rasyonel evren tasarlayıp evinde sinek avlayan örümcekleri izleyen Spinoza, kahvenin zehir olduğuna inanıp yatağına üç kat sarınarak yatan Kant, çocuk eğitimi üzerine çığır açan kitaplar yazıp kendi beş çocuğunu da yetimhaneye bırakan Rousseau ve nihayet ahlak ütopyalarından ömrünün sonunda baskıcı yasalara sığınan Platon, bize tek bir gerçeği fısıldar: Düşüncenin büyüklüğü, düşünenin kusursuzluğundan gelmez. Onlar, inşa ettikleri muazzam fikir saraylarının altına kendi insani gölgelerini bırakmışlardır. Ancak felsefenin asıl dehlizi, bu bireysel eksantrikliklerden ziyade, fikirlerin kendi aralarındaki o bağımsız, ödünç alınan ve çarpıtılan sirkat hikayesidir. Nitekim Descartes’ın modern dünyayı kuran "Düşünüyorum, öyleyse varım" şüpheciliği bile gökten zembille inmemiş; yüzyıllar önce Aziz Augustinus’un "Eğer yanılıyorsam, varım" itirafında çoktan filizlenmiştir. Neticede felsefe; kusursuz azizlerin değil, dünyayı anlamaya çalışırken birbirinin omzuna basan —ve bazen de cebinden çalan— o fazlasıyla insani dehaların elinden çıkma ortak bir mirastır.
Bayadır araştırmak istediğim bir konuydu.1.
𝙎𝙤𝙨𝙮𝙖𝙡 𝙏𝙖𝙗𝙖𝙠𝙖𝙡𝙖ş𝙢𝙖 𝙃𝙖𝙠𝙠ı𝙣𝙙𝙖 Hiyerarşik=Belli kişilerin altlık-üstlük ve yetki seviyesine göre sınıflandırılmasıdır. Sosyal sınıflar: eğitim, meslek, yaşam tarzı. ->Toplumlar bu unsurlara göre hiyerarşik olarak sınıflandırılır. NELER BELİRLER=ekonomik durum,meslek,eğitim,yaşam biçimi gibi etkenler. Her toplumda olan bazı sınıflar vardır, ÜST SINIF ->Burjuvalar işte.Bu kişiler genelde miras yoluyla bir servete sahiptirler.Aklıma direkt olarak sabancı veya koç holding sahipleri geliyo.Aynı zamanda bu kişilerin çalışmaya ihtiyacı olmayacak kadar paraları vardır ki bu yüzden bu sınıftalar. ORTA SINIF->Nitelikli işçiler ve serbest meslek sahipleri SERBEST MESLEK=Belli bir yere bağlı olmadan çalışan elemanlar. ALT SINIF->Köylüler ve ücretli sanayi işçileri(Bu kesim gerçekten baya bi dışlanıyo,toplumdan da kopuklar çünkü.Ne eğitimleri çok iyi ne yaşam standartları) PEKİ SOSYAL SINIFLAR DOĞUŞTAN MI GELİR YOKSA SONRADAN MI KAZANILIR? ->Tabiki de doğuştan gelmez.Eğitim, kariyer ve ekonomik başarı gibi faktörlerle yaşam boyu değiştirilebilir veya geliştirilebilir. Doğuştan gelen etkenlere (Verilmiş statü) baktığımızda aile ve çevre ya da miras ve soy gibi unsurlardır. Kazanılmış statülere baktığımız zaman ise eğitim ve beceriler,ekonomik başarı ya da toplumsal hareketliliktir. Şimdi sosyal tabakalaşmayı açalım.En ilkel toplumdan en karmaşık topluma kadar tüm topluluklarda bu ayrım vardır.Mesela şey var Hindistanda kast sistemi,bu hala devam eden bir durum.Orta çağda feodal sistem(buna derebeylikte deniyo,siyasi askeri vb güçlerin toprak mülküyetine dayandığı sistemdir) ya da günümüzde toplumsal sınıf ya da statü tabakalaşması. En iyi toplumsal tabakalaşma teorisyenleri=Karl marx Max weber Toplumsal tabakalaşmayı
1000Kitap
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Gerçek olan devlet değil, halktır.
Bir ülkeyi ayakta tutan şey nedir? Yasalar mı, yöneticiler mi, yoksa bütün bunlardan önce halkın kendisi mi? Karl Marx, bu soruya oldukça net bir cevap verir: Devleti yaratan halktır; halkı yaratan devlet değil. Bu düşünceyi geliştirirken Marx, Georg Wilhelm Friedrich Hegel ile hesaplaşır. Hegel, devleti insan özgürlüğünün en yüksek örgütlenmesi olarak görmeye eğilimliyken, Marx bunun tehlikeli bir sonuca yol açabileceğini düşünür. Çünkü bir halk, kendi iradesini bütünüyle bir hükümdara, bir yönetime ya da bir devlet aygıtına teslim ettiğinde, giderek kendi gücünü kaybetmeye başlar. Yurttaşlar aktif özne olmaktan çıkar, yönlendirilen bir kalabalığa dönüşür. Marx’ın itirazı tam burada yükselir: Gerçek olan devlet değil, halktır. Devlet, insanların kurduğu bir araçtır; kendi başına yaşayan kutsal bir varlık değildir. Ona anlam veren de, güç veren de, var eden de insanlardır. Bu nedenle Marx, siyasal düzenin merkezine devleti değil insanı yerleştirir. Ona göre yasalar gökten inmez, tarihin dışında oluşmaz. Tam tersine, onları insanlar yapar; insanlar değiştikçe yasalar da değişir.
1000Kitap
Din, fakirler bu dünyada zenginleri katletmesin diye onlara öbür dünyada eşit bir cennet vaat eder. Karl Marx
Hayattayken Marx'ın ne kadar değer gördüğünün kanıtı bu tür eksik sayfalar ve yazılar olabilir. Şu sıralar çok karşıma çıkıyor.
"Tek Tanrı'ya inanamayan her şeyi tanrılaştırır..." ve Karl Marx'ın dediği gibi de: "Para(da) insanın tüm tanrılarını alçaltır ve onları emtiaya dönüştürür...