Bir insanın, bir kadının yani Esme Lennox’un hayatının nasıl yok edildiğini okuyoruz. Hikâyemiz 1930’lu yıllar arasında Hindistan ve İskoçya arasında geçmektedir. Esme’nin ailesi, kendi değer yargıları ve düşünceleriyle bu ülkelerde hayatlarını sürdürmeye çalışmaktadır. Esme’nin ailesi, iki kızını üniversiteye göndermek yerine koca bulup evlendirmeyi düşünmektedir. Bu sebeple de sürekli olarak toplum içine çıkmaya kızlarını zorlamaktadırlar. Ancak bunu yapmak istemeyen Esme’yle sürekli kavga hâlindedirler. Çünkü onların değer yargıları Esme’ye uymamaktadır. Esme de bu nedenle sürekli tartışmaların içindedir. Esme ne yaparsa yapsın ailesinin gözünde kurallara uymayan, sorumsuz, ukala ve deli bir kızdır. Bunun nedeni ise aslında o dönemin ahlak anlayışıdır. Sırf bu anlayışa ve düşünce tarzına uymadığı için Esme, 61 yıl boyunca akıl hastanesinde kalmak zorunda bırakılır.
Peki ailesi Esme’yi bu şekilde mi yola getireceklerini düşünmüştür? Peki Esme gerçekten deli midir? Yoksa o dönemde kadınların kendi düşüncelerine sahip olmalarının, toplumdan dışlanmalarının ve kimliklerinin yok edilmesinin daha kolay bir yolu mudur bu?
Esme bunların hiçbirini hak etmemiştir. Annesinin ve babasının yaptıklarından çok, ablasının yaptıkları daha çarpıcıdır. Çünkü Esme en çok ona güvenmektedir. Ablası ise kendi kıskançlıkları yüzünden kardeşinin hayatının mahvedilmesinde önemli bir rol oynamıştır. Okurken kitapta toplumsal şiddetin boyutunu ve kadınlar üzerindeki baskıyı net bir şekilde görüyorsunuz.
Kitap oldukça sürükleyiciydi. Yazarın okuduğum ilk kitabıydı ve kesinlikle son olmayacak.