Birleşik Krallık’taki iltica ile ilgili kamusal tartışmalarda en yaygın söylem Britanya’nın “yumuşak huylu” olduğudur: Ötekiler “kolay bir yaşam” sürebilecekleri ulusa “dahil olmaya” çabalamaktadır. 4 Britanya hükümeti bu “yumuşak huyluluk” söylemini bir buyruğa dönüştürdü: Sığınma politikalarını katılaştırmasını “Britanya yumuşak huylu olmayacak” fikrine dayanarak meşrulaştırdı. Aslında “yumuşak” metaforu bir ulusun sınırlarının ve savunmasının ten gibi olduğunu ifade eder; zayıf, yumuşak, geçirgen ve diğerlerinin yakınlığıyla kolayca şekil alan ya da zedelenen bir ten. Ayrıca bu metafor, ülkenin ötekilere açıklığının onu kötüye kullanılmaya karşı savunmasız kıldığını akla getirir. Yumuşak ulus fazlasıyla duygusaldır, diğerlerinin talepleri karşısında fazlaca hislenir ve iltica taleplerindeki mağduriyet beyanlarının gerçekliğine kolayca inandırılabilir. “Yumuşak bir ulus” olmak sahtekârlar tarafından aldatılmaktır, “içeri almak”tır. Buradaki talep, ulusun kendini ötekilerden yalıtması ve ötekilerin ya da göçmenlerin taleplerini dikkate almak yerine kendi vatandaşlarının tarafında olmasıdır. Örtük talep ise duygusallıktan, açıklıktan, yufka yüreklilikten uzak, “sert” veya “katı” bir ulustur. “Yumuşaklık” ve “sertlik” metaforlarının kullanımı, duyguların, “hissetme” yoluyla “oluş” şeklinde inşa edilmiş kolektiflerin niteliği haline nasıl geldiğini bize gösterir. Bu tür özellikler tabii ki cinsiyetlendirilmiştir; yumuşak ulusal beden, ötekiler tarafından “içine girilmiş” ya da “işgal edilmiş” kadın(sı)laştırılmış bir bedendir.
“Passion” (tutku) ve “passive” (edilgen) kelimelerinin, Latincedeki “acı çekmek” (passio) kelimesiyle aynı kökü paylaşmaları önemlidir. Edilgen olmak, zaten acı çekme biçiminde hissedilen bir olumsuzlama olarak, hükmedilmektir.